Muhammed Uzunay | Türkiye Gerçekleri | Hayat,Bilim,Kültür,İnsan…

"Bu denli hastalıklı bir topluma iyi eklemlenmiş olmak, sağlıklı olmanın bir ölçüsü olamaz.Jiddu Krishnamurti

‘Uncategorized’ Kategorisi için Arşiv

Bas bas paraları silaha

Yazan: muzunay Haziran 12, 2009

Türkiye 1995-2002 yılları arasında dünya silah alımında 3. sırada iken 2003-2008 arasında 10. sıraya inerken, Yunanistan 9. sıradan 5. sıraya yükseldi. Bu süreçte silaha en çok para harcayan ülke ise Çin oldu.

İsveç’te kurulu olan Stockholm Uluslararası Barış Araştırma Enstitüsü “SIPRI” dünyadaki silahlanmayı konu alan araştırmasını yayınladı.

 

Bu araştırmaya göre bir 1995-2002 yılları arasında silahlanmada 3. sırada olan Türkiye, 2003-2008 yılları arasında 10. sıraya indi.

 

Yunanistan ise 1995-2002 yılları arasında 9. sırada iken şimdi 5. sıraya yükseldi.

 

Son 5 yıl içinde silahlanmada dünyada ilk 14 sırayı alan ülkeler şunlar:

 

Çin, Hindistan, Birleşik Arap Emirliği, Güney Kore, Yunanistan, İsrail, ABD, Avusturalya, Mısır, Türkiye, Pakistan, Şili, Cezayir ve Polonya.

Yazı kategorisi: Uncategorized | Etiketler: , , | » yorum bırak;

Yeni Alanımız [turkiyegercekleri.blogcu.com]

Yazan: muzunay Mart 28, 2009

Yeni Alanımız www.turkiyegercekleri.blogcu.com ‘da hizmet vermekteyiz…

Memleketimiz gerçeklerini burada daha ayrıntılı daha güncel bir şekilde bulabileceksiniz…

İlginiz için tşkler

Yazı kategorisi: Uncategorized | » yorum bırak;

Erdoğan ‘Recep İvedik’ oldu!

Yazan: muzunay Ağustos 8, 2008

Erdoğan ‘Recep İvedik’ oldu!

‘Recep İvedik’ oldu!

Yayınladığı karikatürler nedeniyle zaman zaman Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile mahkemelik olan mizah dergisi Penguen, son sayısında da Başbakan Erdoğan’ı ‘Recep İvedik’ karakteri olarak çizdi.

Erdoğan’ı yine kızdıracaklar 06 / 03 / 2008 10:50

Günün Haberleri
CHP’li Başkan ‘çek’ten tutuklandı
‘İnce’ diplomaside Abhazlar kırgın
İ.Ü ilk 500 üniversite arasında
TOBB’dan Abdullah Gül’e destek
Güney Osetya lideri: Yüzlerce kişi öldü
Erdoğan ’savaş’ için ne dedi?
Bush-Putin çatışmayı görüştü
Demirel ünlü sözünü yaladı yuttu
Sıcak çatışmadan son gelişmeler
Gürcistan, yönetimi ele geçirdi
Koçman’dan ‘patlama’ açıklaması
Çirkin senaryoların parçası olmam
Savaş bölgesinden ilk görüntüler!
Yeni rektör ilk mesajında laf vurdu
Pekin Olimpiyatları muhteşem açıldı

Yayınladığı karikatürler nedeniyle zaman zaman Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile mahkemelik olan mizah dergisi Penguen, son sayısında da Başbakan Erdoğan’ı ‘Recep İvedik’ karakteri olarak çizdi.

Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in, Şahan Gökbakar tarafından yaratılan ‘Recep İvedik’ karekteri ve bu karekterin başrol olduğu sinema filmine yaptığı eleştirileri hatırlatan Penguen, Başbakan Erdoğan’ı ‘Recep İvedik’e benzetti.

İşte o karikatürler:

Yazı kategorisi: Uncategorized | Etiketler: | » yorum bırak;

CHP’yi en iyi anlatan karikatür!

Yazan: muzunay Ağustos 8, 2008

CHP’yi en iyi anlatan karikatür!

Baykal’ın liderliğindeki Anamuhalefet Partisi CHP’nin politikalarına toplumda hergün biraz daha artan bir tepki var. Üniversitlerde başörtüsü serbestiyeti sağlayan düzenlemeyi Yüksek Mahkemede iptal ettiren CHP’nin gidişi nereye?

CHP nereye koşuyor? 18 / 07 / 2008 09:34

Günün Haberleri
CHP’li Başkan ‘çek’ten tutuklandı
‘İnce’ diplomaside Abhazlar kırgın
İ.Ü ilk 500 üniversite arasında
TOBB’dan Abdullah Gül’e destek
Güney Osetya lideri: Yüzlerce kişi öldü
Erdoğan ’savaş’ için ne dedi?
Bush-Putin çatışmayı görüştü
Demirel ünlü sözünü yaladı yuttu
Sıcak çatışmadan son gelişmeler
Gürcistan, yönetimi ele geçirdi
Koçman’dan ‘patlama’ açıklaması
Çirkin senaryoların parçası olmam
Savaş bölgesinden ilk görüntüler!
Yeni rektör ilk mesajında laf vurdu
Pekin Olimpiyatları muhteşem açıldı

Baykal’ın liderliğindeki Anamuhalefet Partisi CHP’nin politikalarına toplumda hergün biraz daha artan bir tepki var. Üniversitlerde başörtüsü serbestiyeti sağlayan düzenlemeyi Yüksek Mahkemede iptal ettiren CHP’nin gidişi nereye?

Ardından Terör Örgütü Ergenekon’la ilgili söylemleri ve politikaları vatandaşın CHP’ye olan güvenini ve itimadını iyice yitirmesine sebep oldu..

CHP ne yapmak istiyor?

CHP’nin bu gidişi nereye?

CHP’liler nereye koşuyor?

İşte bu sorunun cevabını bugünkü Zaman Gazetesi’nde Osman Turhan verdi. Bakın bir de siz yorumlayın…

 

CHP’yi en iyi anlatan karikatür!

Yazı kategorisi: Uncategorized | Etiketler: | » yorum bırak;

Alpaslan Türkeş Hakkında BirkaÇ Şey..

Yazan: muzunay Ağustos 5, 2008

Esenlikler canlar,

Bu konuda bende görüşlerimi beyan etmek istiyorum:

Milliyetçilik olarak yutturulmaya çalışılan (ve kimi canlarımızın bu dayatmaya inandığı) Türk-İslâm Sentezi yada Türk-İslâm Ülküsü olarak bilinen ideoloji bir CİA ürünüdür.

Alparslan Türkeş milliyetçi değil, sadece bir piyondu. Amerika’da eğitim aldıktan sonra, Amerika’nın “komünizmle savaş” adı altında “yeşil kuşak” projesinin bir oyuncusuydu. Kendisine verilen görev ise işsiz güçsüz gençleri örgütleyerek komünistlere karşı mücadele etmekti. Alparslan Türkeş’in 70′li yılların başında “Anti-Amerikancılık vatan severliğe aykırıdır” demesi tesadüf değildir sanırım. Ülkücülerin kendi ozanı Ozan Arif dâhi konuğu olduğu “Ceviz Kabuğu” programında 1980 öncesinde yaşanan olaylar değerlendirirken şunları beyan etmişti: “O zamanlar gençtik fark edemedik, ama bugün ki aklımla düşündüğümde 1980 öncesi yaşanan sağ-sol olaylarında dış güçlerin de payı olduğunu anlıyorum.” İsrafil Kumbasar, Arslan Bulut, Arslan Tekin, Necdet Sevinç gibi ülkücü köşeyazarları da 70′li yıllarda yaşanan olaylarda Amerika’nın parmağı olduğunu kabûl ediyorlar.

Ayrıca Alparslan Türkeş’in İngiltere’de patlak veren banka hesaplarına da dikkat çekmek isterim. Oradaki milyonlar nasıl birikti, o paraların kaynağı nedir diye sormadan edemiyor insan cağız? :)

MHP’yi ve Alparslan Türkeş’i has milliyetçi, Türk milliyetçiliğinin (günümüzdeki) temsilcileri olarak görenlere gerçekten acıyorum. Milliyetçiliğe din kılıfı veren başka bir kuruluş var mı bu dünyada? Yok. Adı üstünde; Türk-İSLÂM Sentezi. Siyasal İslâmcılık ile Türk milliyetçisi olunmaz, hatta Türk milliyetçiliğine ağır bir darbe vurulmuş olur. Türk-İslâm sentezcilerin ülküsü İslâm birliği (İlayi Kelimetullah) olduğuna göre ülkücülerin gerçek manada milliyetçi olmaları mümkün değildir.

Ülkücülerin Turancılık söylemleri de değinmek gerekirse: bu tamamen birer fiyaskodan ibarettir. Kimileri Turancılığı ülkücülerin savunduğu bir ülkü olduğunu zannetmektedirler. Oysa biraz araştıran, ölçen ve biçen aklı selim bir insan ülkücülerin Turancı olmadıklarını, bunun bir kere mantıken mümkün olmadığını en kısa zamanda kavrar. Aşağıda eklediğim iki tane MHP afişi var:

http://www.mhp.org.tr/dokumanlar/afisler/POSTER4.jpg

http://www.mhp.org.tr/dokumanlar/afisler/ILAN3.jpg

Gördüğünüz gibi MHP ‘onurlu’ bir AB-üyeliği peşindedir. Bir koltuğa iki karpuz sığmaz. Hem AB, hemde Turan’ı savunmanın bir çelişki olduğunu anlatmama gerek yoktur sanırım; bu birbiriyle kesin olarak bağdaşmaz.

Madalyonun diğer tarafına bakalım. Biliyorsunuz ülkücülerin ünlü bir sloganı vardır: “İslâmiyet ruhumuz, Türklük bedenimizdir, ruhsuz beden cesettir”. Yani bu zihniyete göre Türklük ve İslâmiyet birbirinden ayrılamaz, et ve kemik gibi, Müslüman olmayan Türk’e ise değer verilmemektedir. Peki böylelerine sormazlar mı: senin ruhun İslâmiyet ise daha ne diye dakika başı Turan diyerek Hrıstiyan Gagavuzlarla, Hrıstiyan Çuvaşistan Türklerle birlik kurmayı hedeflersin? Sormazlar mı: ruhun İslâmiyet ise daha ne diye Şamanist Tuva, Şamanist Kazak Türkler ile aynı çatı altında birleşmek istersin? Sen “İslâmiyet ruhumuz Türklük bedenimizdir” desen, Gagavuzlu bir Türk gelir sana “Hrıstiyanlık ruhumuz, Türklük bedenimizdir” diyerek karşılık verir ve böylece senin Turan idealin küme düşer. Böyle bölücü yobaz bir zihniyetle birde utanmadan Türk Birliği’nden, Turan’dan bahsederler.

Dinsiz olan bir Türk gelipte “Dinsizlik ruhumuz, Türklük bedenimizdir, ruhsuz beden ceset olur” dese, bu yobazlar ne cevap verir çok merak ediyorum. Cinayet sebebi dâhi olabilir. Gagavuz Türk’ü gelir “Hrıstiyanlık ruhumuz, Türklük bedenimizdir, ruhsuz beden ceset olur” der. Ondan sonra Kazakistan Türk’ü gelir “Şamanizm ruhumuz Türklük bedenimizdir, ruhsuz beden ceset olur” der, bunun üzerine ne masal anlatacaklar merak ediyorum.

Bu noktada her kafadan başka bir ses çıkmaz mı? Çıkar.
Herkes kendi dinî inancını öne sürmez mi? Sürer.
Böylelikle Turan ülküsü gerçekleşir mi? Gerçekleşmez.

Turan coğrafyasında milyonlarca Müslüman olmayan Türk yaşamaktadır. Altay, Tuva, Şor, Hakasya, Gagavuz, Saka, Çuvaş Türkleri ve Kazak ile Kırgızların bir kısmı gayri-Müslüman olduğuna göre, torunları İngiliz isimleriyle İngiltere’de yaşayan ‘milliyetçi’ (!) Alparslan Türkeş’in tarifini göz önünde bulundurursak bunlar “ceset” oluyormuş. Malûm ya, Türklük ve İslâmiyet et ve kemik gibiymiş. Meğer milyonlarca cesetle birlikte Turan ülküsünü gerçekleştirebileceklerini zannediyorlar. İslâm inancına sahip olmayan Türkler Alparslan Türkeş’e zihniyetine göre birer cesetten ibaretmiş. Dolayısıyla bu sentez ve bu sentezi savunanlar Türk Birliği’nin, yani Turan’ın önünde bir engeldir. Turancılık söylemleri asıl hedefe giden yolda sadece bir araç olarak kullanılmaktadır.

Ülkücülerin fikir babası olarak kabûl edilen arap (!) Ahmet Arvasi “Türk-İslâm Ülküsü” adlı eserinde Ülkücülüğün özünde İslâmiyet olduğu, hedefinin ise İslâmî toplum ve dünya düzeni (yani rejim) haline getirmek olduğunu yazıyor. İslâmî bir toplum ve dünya düzeni hangi derecede Turancılık ile bağdaşıyor? İslâmî bir dünya düzeni ile Turan hangi derecede birbirine uyar? Hedef İslâm topluluğu ve İslâm düzeni ise ümmetçiler ile Türk-İslâm ülkücüleri arasında fark varmıdır? Ve özünde Arvasi’nin dile getirdiği gibi bir din olan ideoloji milliyetçi olarak adlandırabilir mi?

Bir dini ön plana çıkarmak, Türk Milleti’nin o dine inanan kısmını kabûllenip, inanmayan kısmını ise dışlamak demektir, ki bunun diğer bir tanımlaması da bölücülüktür.

Bir çok ülkücü de “Türkler İslâmiyetle şereflendi” sloganını savunmaktadır (etrafımda böylelerine bizzat kendim şahit oldum). Yani Türkler İslâmiyet’le şereflendiklerine göre, ülkücülerin mantığına göre İslâmiyet’ten önce Türkler ŞEREFSİZMİŞ (!!) ve böylelikle Türk tarihini “İslâm öncesi – İslâm sonrası” diye ikiye parçalamaktadırlar, Türk tarihini hançerlemektedirler.

Türk-İslâm Sentezi veyahut Türk-İslâm Ülküsü denilen CİA icadı bozuk ideoloji, o derecede kendi içinde çelişmekte ki, ülkücüler kendi aralarında bile ülkücülüğün tanımını yapamaz hâle gelmişlerdir.

Milliyetçilik, ülkücülük yada MHP değildir. Turancılık, ülkücülük yada MHP değildir. Her milliyetçiyim, şuyum, buyum diyeni gerçekten de öyle kabûl edip bu kadar saf davranmayalım. Yoksa Necmettin Erbakan’ın “Atatürk yaşasaydı Refah Partili olurdu” sözünü göz önünde bulundurup Türkiye’deki çember sakall kökten dincileri, yeşilcileri, hilâfetçileri de Atatürkçü kabûl etmemiz gerekdi. :)

Saygılarımla…

Yazı kategorisi: Uncategorized | 19 Yorum »

Favorileriniz

Yazan: muzunay Ağustos 5, 2008

Yazı kategorisi: Uncategorized | Etiketler: | » yorum bırak;

Türkiye’ye hazırlanan tuzağın özeti

Yazan: muzunay Ağustos 5, 2008

Öcalan, CIA, Said-i Nursi, cinsel sapkınlık

Özgür CEBE/DİYARBAKIR, (DHA)


BATMAN’da DTP bünyesinde oluşturulan `İnanç komisyonu’ üyesi ve Saidi Nursi cemaatine mensup dini cemaat lideri Hüseyin Bulut’un da aralarında bulunduğu tutuklu 14 sanık hakkında, 20 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı. İddianamede, cemaat lideri Bulut’un dini ders verdiği kızlarla akıl almaz telefon görüşmeleri, Kuran-ı kerim ve Allah’a hakaret içeren sözleri ve Bulut’un aynı zamanda ABD’li Barbara Anne Lakeberg adlı CIA elemanı bir kadın ile olan bağlantılarına yer verildi.Batman’da polisin 2 ay önce Saidi Nursi Cemaati elemanlarına yönelik yaptığı operasyonda yakalanıp tutuklanan 14 sanık hakkında Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nca, `PKK’ya yardım etmek, Atatürk aleyhine işlenen suçlar hakkındaki kanuna muhalefet, halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek ve askerlikten soğutmak, PKK örgütü adına suç işlemek ve örgüt propagandası yapmak’ suçlarından TCK’nın 314/2, 220/6-7, TMY’nin 7/2 maddesi ve 5816 Sayılı Yasa’ya muhalefet etmek suçlarından 5- 20 yıl hapis istemiyle dava açıldı.

İddianamede, terör örgütü PKK’nın son 2 yılda bölgede yaşayanların tarafından yalnız bırakılması üzerine kutsal dini duyguların örgüt tarafından ön plana çekilerek yeniden taban bulmaya çalışıldığı, sanıkların da bu yıl Batman’da düzenlenen yaklaşık 30 bin kişinin katıldığı Nevruz kutlamalarına katıldıkları, kalabalık içinde yer alan bazı sanıkların Saidi Nursi’nin posterlerini Abdullah Öcalan’ın posterleriyle birlikte havaya kaldırıp, posterin altına `Şeriat-i Garra için bin başım olsa feda etmeye hazırım’ ibaresini yazdıkları, bu grubu DTP ile bağlantılı çalışan Saidi Nursi Cemaati mensubu 53 yaşındaki sanık Hüseyin Bulut ile Aydın Tunçyüzlü’nün yönlendirdiği kaydedildi. Hüseyin Bulut’un dini sıfatla kurduğu dini oluşumun lideri, Aydın Tunçyüzlü’nün yardımcısı olduğu, ev toplantılarında verdiği dini derslerde herkesin ayağa kalkarak kendisini dinlediği, Bulut’un özellikle üniversite öğrencileri üzerinde etkili olmak için medrese adı altında dini ders verdiği, evinde yapılan aramada Abdullah Öcalan’ın posterleri, kırsal alanda çekilen PKK’lılara ait fotoğraflar, bayrak benzeri dokümanlar ile `Bahira’ adlı bir Hıristiyan tarafından çizilen Hz. Muhammed’e ait 23 fotoğraf CD’sinin ele geçirildiği belirtildi. İddianamede, Bulut’un yardımcısı Tunçyüzlü’nün evindeki aramada ise Hüseyin Bulut’un kalabalığa hibaten yaptığı bir konuşma CD’sinin ele geçtiği bildirildi. İddianamade, Hüseyin Bulut’un konuşmasında, söylediklerine şu şekilde yer verildi:

“Türk milleti’ denen millet kendine istediğini bu millete istiyor mu? Adaletsizlik, zulüm var. Ne zaman harf inkılabı olursa demek ki deccal (Atatürk’ü kastediyor) ne olmuş çıkmış, kim harf inkılabı yaptı, deccal olayı bitmiştir. Harf inkılabı yapana destek verende deccal’dir. Piyasadaki Kuran’ın vallahi fen kitabı kadar kıymeti yok. Yani hiçbir b…k Kuran da yok. Bakın size b….k diyorum. Yani git bir meal getir hiçbir b…k yok, milletin kafasındaki Kuran yeterli değil. Artık her yerde söyleyin, sizin anlattığınız peygamber, Allah yeterli değil, onların anlattığı Allah vallahi Bediüzzaman kadar büyük olmuyor, onların Allah’ı neyi biliyor? Ben size söyleyim hayali bir şeye inanmışlar. Hiçbir şey ifade etmiyor. Bediüzzaman’ın bahsettiği Kuran ise denizde mürekkep olsa bunu bitiremiyor. Onların bahsettiği Kuran’ı getirin bana, bir şişe mürekkeple sabaha kadar yazar bir gecede bitiririm. Bugün Sevr Anlaşması’ndan bu yana Kürdistan 8 parça olmuş. Suriye, İran, Irak, Türkiye, Nahçivan, Azerbeycan ve Sovyetler’dedir bu parçalar. Bütün imamlar mel’undur, Arap ırkçılığı yapıyor. Yani Kürdistan’ı kurtaracak Kürtler’dir. Çünkü Kuran böyle diyor. Risale-i Nur Kürtler’in imdadına gönderilmiş. Bizim de devletimiz olsun, dinsiz bir devlet olsun. Şerefime namusuna dinsiz bir devlet bizim Kürtler’in bu halinden hoştur. Keşke Rusya’nın, İsrail’in işgalinde olsak, İsrail ne kadar vicdanlı, merhametli şefkatli. Yani Türkiye’ye göre ha.. Türkiye’de Kürtler’e yapılan zulmü örtbas ediyorlar. Milletimin kurtuluşu için bin tane oğlum olsa feda ederim. İşkencelerde copları bize soktular çözülmedik. Ben demokratik Cumhuriyet için feda edeceğim. Devlet olsun da bizim olsun, dinsiz olsun. Çünkü Türkler meşrutiyette bize zulmetti.”

İddianamade, cemaat lideri Hüseyin Bulut’un ele geçen CD’lerde topladığı cemaat üyelerine yönelik yaptığı bir başka konuşmasında ise Kürtler’in işgal altında olduğu, Türkler’in `o….u çocuğu’ olduğu, Kürtler’in düşmanlarının gavur ve Ruslar olması halinde bu kadar geri kalamayacağını ve “Vurun arkadaşlar dört bir yandan, bu gerilla ne güzeldir” sözlerini içeren müziklerin CD’de yer aldığı bildirildi.

Sanık Hüseyin Bulut’a ait bilgisayarlarda Said-i Nursi fotoğraflarının yanı sıra erotik resimlerin ele geçtiği, Bulut’un telefon dinleme kayıtlarında ise özellikle kız çocuklarına din dersi adı altında toplantılar düzenlediği, bu konuşmalarında kızlara haraket, fiili livata ve cinsel ilişki içerikli görüşmeler yaptığı ifade edildi. İddianamede sanığın telefon görüşmelerinde ders verdiği kızlara kendi cinsel organından söz ettiği, anal ilişki teklifinde bulunarak, “Zahirem ben 60 trilyon hücremle senin g….ü s….m. Senin g….ne hepsini k….mak istiyorum. Göğsüne küçük bir a. açayım, seni pompalayıp bataryanı dolduracağım’ diyerek geceden sabahın erken saatlerine kadar 4.5 saat cinsel konuşmalarda bulunduğu vurgulandı.

CIA BAĞLANTISI

Sanığın ayrıca bir başka telefon görüşmesinde `Mustafa’ adlı kişinin çocuğuna Melis adını koyacağını belirtmesi üzerine, “Marya koy. Süryani ve İbranice daha hoş” dediği bildirilen iddianamede, Hüseyin Bulut’un toplantıya katılan `Nuri’ adlı kişinin askere gidip gitmeme konusunda görüşünü sorması üzerine de, “Seni çürük yaparız. Başka tarz olmaz. Kendini deliliğe vur, her tarafından hastalık uydur” dediği, kendisiyle görüşme talebinde bulunan Amerikalı Barbara Anne Lakeberg adlı CIA elemanı bir kadınla görüştüğü, Budist olan ve Kürtçe bilen bu kadının Kuzey Irak’ta insan haklarına yönelik bir dernek açtığını ve aynı derneği Diyarbakır’da da açmak istediğini içeren konuşma yaptıkları anlatıldı. İddianamede, Barbara adlı kadının bölge insanını `CIA ajanı’ olarak gördüklerine dair Bulut’a telefonla bilgi verdiği kaydedildi.

Sanık Bulut’un ayrıca 21 Mart’taki nevruzdan 5 gün önce DTP Batman Milletvekilleri Bengi Yıldız, Ayla Akat, Belediye Başkanı Hüseyin Kalkan ve eski DTP İl başkanı Salih Altun’a randevu verip görüştüğü, nevruz günü isanığın cemaatine bağlı grubun alanda Said-i Nursi posterleri taşıdığı ve bu şekilde DTP ile koordineli çalıştığı, telefon konuşmalarında, `Bediüzzaman ile ilgili bilgileri Roj TV’ye versek nasıl olur? Valla Musa Anter’in başaramadığını bence biz başardık” dediği ifade edildi.

AMERİKALI’NIN MEKTUBU ELE GEÇTİ

İddianamede sanık Aydın Tunçyüzlü’nün cemaat lideri olan Hüseyin Bulut’un yardımcısı olduğu, banka hesap hareketlerinde yüklü miktarda para bulunduğu, evindeki aramada, ABD’li Barbara Anne Lakeberg’in kaleme aldığı mektup ile örgütsel içerikli CD ve dokümanların ele geçirildiği yer aldı. Mektupta özetle, “Sizin için önemli olan bir ülke ya da toprak parçası var. Afrika ile aynı şekle sahip sizin için çok önemli olan bir yer var bu toprakların ortasında. Kendiniz için önemli olan bir iş var bu topraklarda” denildiği belirtildi.

Tutuklu 12 sanığın ise, Hüseyin Bulut’un cemaatine mensup oldukları ve nevruz etkinliği sırasında Said-i Nursi’nin posterlerini açarak `zafer işareti’ yaptıkları ve terör örgütü PKK lehine sloganlar attıkları, ev ve işlerlerinde yapılan aramalarda teröristlerin dağlarda çektikleri film ve müzik kiliplerini içeren CD’ler, PKK’ya ait sözde bayrak ve flamalar, bölücübaşı Abdullah Öcalan’ın kitapları’nın ele geçirildiği bildirildi. Sanıkların ayrıca nevruz kutlamasının yapıldığı alanda bölge tarafından dinsel kimliği ile tanınan Said-i Nursi posterlerini teşhir ederek tüm ülke nezdinde örgüt propagandası yaptıkları, Atatürk’e `deccal’ dedikleri, halkı askerlikten soğutarak PKK propagandası yaptıkları gerekçesiyle ayrı ayrı cezalandırılmaları istendi.

 

 

http://w9.gazetevatan.com/haberdetay.asp?detay=Din_somurusu_planinda_CIA_parmagi_mi_var_183752_1&Newsid=183752

Yazı kategorisi: Uncategorized | Etiketler: | » yorum bırak;

Şeriata Övgü

Yazan: muzunay Temmuz 10, 2008

May 21, 2008

Şeriata Övgü

[21 Mayıs 2008 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]

ABD’nin önde gelen gazetesi New York Times, bundan iki ay kadar önce İslam hukuku hakkında çok uzun, kapsamlı ve önemli bir makale yayınladı. “Şeriat, Hukuk Devleti Anlamına mı Geliyor?” (Does Shariah Mean The Rule of Law?) başlıklı yazı, Harvard Üniversitesi’nden genç hukuk profesörü Noah Feldman’ın imzasını taşıyordu ve epey de “ezber bozucu”ydu.

Feldman, önce “ezber”e değiniyor ve şöyle diyordu: “Çoğumuz için ‘şeriat’ kelimesi, kesilen eller, taşlanan zaniler ve baskı altına alınan kadınlar gibi korkunç şeyleri çağrıştırıyor.” Ama hemen ardından ekliyordu: “Oysaki, İslam hukuku, tarihinin büyük bölümünde, aslında dünya üzerinde var olan en liberal ve hümanistik hukuk ilkelerini sunmuştur.”

Feldman’ı bu yargıya ulaştıran analiz yöntemi, İslam hukukunu, geliştiği dönemin diğer hukuk sistemleri ile karşılaştırmaktı. “Şeriat”tan dehşete kapılan Batılılara şu hatırlatmayı yapıyordu:

“Geleneksel İngiliz yasalarının 5 şilinden yüksek hırsızlıklar ve daha pek çok suç için idam cezasını öngördüğünü bugün kim hatırlıyor? Ya da işkencenin 18. yüzyıla dek çoğu Avrupa ülkesinde adli sistemin meşru bir unsuru olarak kabul edildiğini kaç kişi biliyor? Cinsiyet ayrımcılığına gelirsek, İngiliz geleneksel hukuku (common law), evli kadınlara herhangi bir mülkiyet hakkı tanımıyor, hatta onlara kocalarından bağımsız bir hukuki kişilik bile atfetmiyordu. Öyle ki İngilizler elde ettikleri sömürgelerde şeriat hukukunu kaldırıp kendi hukuklarını uyguladıklarında, bunun sonucu, kadınları şeriatın kendilerine verdiği haklardan mahrum bırakmak oldu.”

Feldman, makalesinin devamında şeriatın İslam medeniyetinde modern çağlara dek iktidarı denetleyen ve toplumun haklarını koruyan bir adalet kaynağı olduğunu da hatırlatıyordu. Şeriatı geliştiren ulema, bazen dünyevi iktidarın hizmetine girmişse bile, çoğu zaman onu sınırlandırmış, keyfi idarenin önüne geçmişti. Feldman’ın deyimiyle, “şeriat, mahkemelerde kayırmayı yasaklamış, fakir ve zengine eşit muamale yapılmasını emretmiş, hatta bugün bazı Ortadoğu ülkelerinde yaşanan namus cinayetlerini lanetlemiş”ti.

Zaten Osmanlı’da sarayı protesto ederken kullanılan “şeriat isteriz” sözünün manası da aslında “adalet isteriz”dir.

Bugün ise “şeriat isteriz” sözü bize Taliban’ın korkunç düzenini hatırlatıyor. Bu da elbette sebepsiz değil. Feldman’ın da vurguladığı gibi, İslam hukuku, “içtihat” geleneğinin sönmesi ise durağanlaşmış ve çağın standartlarının çok gerisine düşmüş durumda. Ama bunun nedeni, şeriatın özünde var olan bir sorun değil, Müslüman dünyanın son iki yüzyıldır içine düştüğü kriz. Bunun sebepleri ise dini değil, siyasi, ekonomik ve coğrafi.

Zaten kendini geliştirmeyen her hukuk sistemi çağın gerisine düşer. Atatürk döneminde yapılan büyük kadın reformu bile bugünün standartlarının gerisinde kaldı ki, 2001-2004 yılları arasında bir dizi hukuki düzenleme ile kadınlara yeni haklar verdik. İslam hukuku da, eğer bazı ilahiyatçıların belirttiği gibi hükümlerin “lâfzından” ziyade “maksadını” dikkate alan dinamik bir “usül” ile yorumlanırsa, pekâlâ gayet “liberal ve hümanistik” olabilir. Zaten Feldman’ın dediği gibi, yüzyıllar boyunca öyle olmuştur.

Bunları yazmaktaki amacım ise Türkiye’ye “şeriat düzeni” önermek filan değil. Aksine Türkiye gibi çok renkli toplumlarda hukuk düzeninin mutlaka laik olması gerektiğine, aksi takdirde belirli bir inancın ve hatta mezhebin despotizmiyle yüz yüze kalacağımızı düşünüyorum. Ancak “şeriat” kavramını öcüleştirmek doğru değil. Taliban’a veya Suudi Afganistan’a baktığımızda kınamamız gereken şey, bizatihi “şeriat” değil, onu bağnaz, katı ve (“İslami feministler”in ifadesiyle) “erkek egemen bakışla” yorumlayan zihniyet.

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: May 21, 2008 9:50 AM

Yazı kategorisi: Uncategorized | Etiketler: | » yorum bırak;

Asya’nın Yükselişinden Türkiye’ye Dersler

Yazan: muzunay Temmuz 10, 2008

Asya’nın Yükselişinden Türkiye’ye Dersler

[30 Haziran 2008 tarihli Star gazetesinde yayınlandı]

Biz, “Anayasa Mahkemesi’nden hangi karar çıkacak da memleketin hali ne olacak” diye fal bakıp önümüzdeki 2-3 ayı bile göremezken, başkaları dünyanın 50 yıl sonrasını öngörmeye çalışıyor. Yaptıkları analizlerin merkezinde de başta Çin ve Hindistan olmak üzere Uzak Asya’lı ülkelerin yükselişi var.

Bu konu, Batılı düşünce merkezlerinde giderek daha fazla tartışılıyor. Dünyanın en etkili uluslararası politika dergisi sayılabilecek olan Foreign Affairs, Mayıs/Haziran 2008 sayısında Singapurlu akademisyen Kishore Mahbubani’nin “The Case Against the West: America and Europe in the Asian Century” (Batı Karşısındaki Argüman: Asya Yüzyılı’nda Amerika ve Avrupa) başlıklı çarpıcı bir makalesini yayınladı. Batı’nın dünyayı anlamak ve yönlendirmekte giderek daha fazla zorlandığını ve “güven erozyonu”na uğradığını anlatan Mahbubani, bu durumun, ekonomik yönden zaten yükselişte olan Uzak Asya için siyasal bir kulvar açtığını anlatıyordu. “Asya yüzyılı” gibi iddialı bir vizyon sunan böyle bir makalenin Foreign Affairs gibi bir Amerikan dergisinde yayınlanması, kayda değer bir durum.

Aynı konuyu ele alan bir diğer önemli isim, Newsweek dergisinin dünyaca ünlü yorumcusu Fareed Zakaria. Hint kökenli bir Amerikalı olan Zakaria’nın yeni yayınlanan kitabının ismi oldukça çarpıcı: “The Post-American World,” yani “Amerika-Sonrası Dünya.” ABD’nin dünyadaki ağırlığının süreceğini ama “ötekiler”in de giderek yükseleceğini ve önemli rakipler haline geleceğini anlatan yazar, Amerikalıları bu rekabet karşısında yeni çözümler geliştirmeye davet ediyor.

Peki bütün bunlar Türkiye için ne anlama geliyor?

“Avrupa Birliği yerine Rusya ve Çin’e yaklaşalım” diyenleri haklı mı çıkıyor?

Hayır. Bizdeki “Rusya ve Çin” meraklılarının asıl derdi, kaplerindeki “kapalı rejim” sevdası. Oysa Uzak Asya’daki yükselişin sırrı, tam da böylesi kapalı rejimlerden uzaklaşarak kapitalizme ve serbest piyasaya geçişte yatıyor. Zaten mevzubahis olan Rusya değil, Hindistan ve Çin. Bunlardan birincisi gayet iyi çalışan bir demokrasi. İkincisi ise Mao’nun kanlı dikta rejiminden çıkabildiği için ilerlemeye başlamış, ekonomide başlattığı açıklığı bir süre sonra mutlaka siyasette de kabul etmek zorunda kalacak bir rejim.

Japonya, Güney Kore, Singapur gibi diğer Asya devlerinin yükselişi de hep kapitalizm, serbest piyasa ve dışa açıklık sayesinde. Fareed Zakaria tüm bu ülkeler için şu önemli yorumu yapıyor: “Bizim başarılarımızdan örnek aldılar ve bizim oyunumuzu oynamayı öğrendiler.”

Yani Batı dışındaki medeniyetler, komünistlerin ve diğer Üçüncü Dünyacılar’ın hep sandığı gibi Batı’ya alternatif modeller geliştirerek değil, aksine “Batı’nın oyununu öğrenerek” kalkınıyor.

Buradaki kritik bir gerçek de şu: Bu ülkeler “modernleşiyor” ama illa “Batılılaşmıyor”lar. Bizdeki gibi kılık-kıyafet veya alfabe devrimi yapmak yerine, kendi geleneksel kültürlerini koruyor, ama onu bugüne taşıyorlar. Hindistan’a bakın mesela: Batı’nın bir kopyası olmak yerine, kendi “Bollywood”unu yaratıyor, geleneksel müziğinden küresel “hit”ler çıkarıyor. Çünkü önemli olan Batı’nın şekilsel bir “kopyası” haline gelmek değil, Batı’nın “oyunu öğrenmek.” Demokrasiyi, bireysel özgürlüğü, kapitalist girişimciliği, serbest piyasayı işletebilmek.

Merak ediyorum; acaba bundan yüz yıl sonra dünyanın en büyük gücü Uzak Asya olursa, bizim CHP’lilerin “çağdaşlaşma vizyonu” ne olur? “Asri milletler”e benzemek için Çin alfabesine geçmemiz, kimono giymemiz veya Hint müziği dinlememiz gerektiğini mi savunurlar? 80 yıldır hiç değişmediklerine göre, bir yüz yıl daha “aynı kafa”yla gitmeleri hiç sürpriz olmaz.

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: June 30, 2008 9:14 AM

Yazı kategorisi: Uncategorized | Etiketler: | » yorum bırak;

turkiyegercekleri.blogcu.com

Yazan: muzunay Haziran 10, 2008

wordpress’e değil de bütün türk milletine uygulanmış olan kapatma davası dolayısıyla
yeni alanımızla türk milletine hizmet vermeye çalışacağız

www.turkiyegercekleri.blogcu.com

Yazı kategorisi: Uncategorized | Etiketler: , | » yorum bırak;