Muhammed Uzunay | Türkiye Gerçekleri | Hayat,Bilim,Kültür,İnsan…

"Bu denli hastalıklı bir topluma iyi eklemlenmiş olmak, sağlıklı olmanın bir ölçüsü olamaz.Jiddu Krishnamurti

‘Ülkü Ocakları’ Kategorisi için Arşiv

:D

Türkeş’in sokulmadığı Diyarbakır’dan tokalaşmaya giden yollar

Yazan: muzunay Ağustos 10, 2007

Kendi Yazarlarımız / Ünal Tanık

Türkeş’in sokulmadığı Diyarbakır’dan tokalaşmaya giden yollar

4 Ağustos günü Meclis’teki yemin töreninde Ahmet Türk ve Sırrı Sakık’ın, bazı DTP’li vekillerle MHP lideri Bahçeli’nin yanına gidip elini sıkması olayı, kamuoyu gündeminde daha epey süre kalacak.

Nasıl olduğu, DTP’lilerin niçin yalnızca Bahçeli’nin yanına gittiği enine boyuna tartışılacak. El sıkışma sırasında konuşulan iki cümlelik ifade, belki yıllarca hatırlanacak.

Bunların Türk siyasi hayatına neler getirdiği konusu her yönü ile irdelenecek. Bu adımın MHP’nin çizgisinden mi saptığı yoksa, DTP’nin PKK çizgisinden mi uzaklaştığı çok ama çok tartışılacak.

Bu gelişmeler, 12 Eylül ihtilalinden sonra gençliğin biraz da ironi ile gündemine sokulan “savaşma seviş” sloganının 2007 versiyonu mu olacak? Bunu zaman gösterecek.

Bütün bu tartışmalara girmeyeceğim. Üzerinde durmak istediğim nokta daha başka.

Yemin sonrasında Ahmet Türk ve Sırrı Sakık gazetecilere, tokalaşma olayı ile ilgili bilgi verirken, kullandıkları ifade kafama takıldı. “Daha önceden planlanmış bir sahne değil”, “Kendiliğinden gelişen” şeklinde söylenen sözler ne kadar gerçeği yansıtıyordu?

Gerçekten kendiliğinden gelişen bir sahne mi idi? Öyle mi değil mi gelin biraz gerilere gidelim.

DİYARBAKIR TÜRKEŞ’İN GİREMEDİĞ KENT OLMUŞTU

1975 yılının yaz ayları…

MHP lideri Alparslan Türkeş, Başbakan Yardımcısı olarak Diyarbakır’a gidecek. Uçak, Diyarbakır Havaalanı’na iner. Sol fraksiyonlar, Ankara’dan ayrılmadan önce Türkeş’in “Küçük Moskova’ya gidiyorum” dediği yolunda iddialar ortaya atarlar ve kentte yaşayanları galeyana getirirler. Diyarbakır savaş alanına döner. Türkeş, sonunda şehir merkezine gitme yerine aynı uçakla Ankara’ya döner.

Olaylar akşama kadar devam eder. Yüzlerce işyeri tahrip edilir. 2 kişi olaylar sırasında can verir.

Aradan 25 yıl geçer. Bu kez MHP’nin başında Devlet Bahçeli var. MHP’nin kaptan koltuğundaki isim, yine “Başbakan Yardımcısı” görevini yürütmektedir.

Tarih 5 Eylül 2000. Uçağın rotası yine Diyarbakır’ı gösteriyor. MHP Genel Başkanı ve Başbakan Yardımcısı Devlet Bahçeli’yi havaalanında HADEP’li Büyükşehir Belediye Başkanı Feridun Çelik karşılıyor.

İl Özel İdare Müdürlüğü binasında Bölgesel Kalkınma Planı Uygulama Toplantısı yapılmakta. Oturumu Başbakan Yardımcısı Devlet Bahçeli yönetmektedir. Kürsüde MHP’li bakanlar Enis Ösküz, Faruk Bal, Osman Durmuş, Koray Aydın, Ahmet Tanrıkulu da var.

Havaalanında heyeti karşılayan Büyükşehir Belediye Başkanı Feridun Çelik, toplantıda bölgenin kalkınmasına ilişkin hazırladığı 8 sayfalık bir rapor sunar. Raporunu okuyan Çelik, Bahçeli’den alkış alır. Çelik de bu alkışa karşılık, toplantı sonunda bir demet çiçekle Bahçeli’ye jestte bulunur.

2000 Eylülünde yaşanan bu çarpıcı gelişme, tek başına kalmaz. MHP ile DTP yönetimi arasında iki türlü diyalog hep devam etti. Biri açıktan negatif diyalog oldu. Muhatabı Erdoğan görünse de Bahçeli’nin Erzurum’da “ip atması” olayı bu çerçevede idi.

Diğeri ise pozitif diyalog:

Sırrı Sakık’ın, “Bahçeli Türkiye için bir şans”, “MHP lideri, Baykal’dan daha uzlaşmacı” demesi, MHP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Şandır’ın da geçtiğimiz yıl Nevruz kutlamaları öncesinde verdiği mesaj bu yolda sarfedilmiş sözlerden oldu.

Şandır’ın, 18 Mart 2006’da DTP yöneticilerine seslenerek, “Nevruz’u birlikte kutlayalım. 21 Mart’ta Diyarbakır’da olacağım. Davet bekliyorum” tarzındaki sözleri Meclis’te kendiliğinden gelişen tokalaşmanın kaldırım taşlarını döşemedi mi sizce?

Ya 14 Mayıs 2006’da MHP Diyarbakır İl Kongresi’nde yaşananlara ne demeli? Bir dönem Kürtçe şarkıya bile tahammül edemeyen MHP tabanı, nasıl oldu da il kongresinde Kürtçe konuşulmasına zemin hazırladı.

Hem de konuşan sıradan bir delege değildi. İl Başkanı Abdullah Arzakçı, “salonda Türkçe bilmeyenler vardı” gibi bir gerekçe ile konuşmasının bir kısmını Kürtçe yaptı. Bu kongrenin Divan Başkanlığı koltuğunda ise MHP Genel Başkan Yardımcısı Murat Şefkatli oturuyordu.

Aynı yılın başlarında DYP Genel Başkanı Mehmet Ağar’ın katıldığı bir toplantıda, Kürtçe türkü dinleyip eşlik etmesini, Türk milliyetçiliği adına eleştirenler; aradan birkaç ay geçtikten sonra Diyarbakır İl Başkanı’nın bu tutumu karşısında sesini çıkarmadı.

Bahçeli’nin, daha sonra 22 Temmuz seçimleri arefesinde parti yönetimine verdiği, “Seçmenden Kürtçe oy isteyin” talimatı da, Meclis’teki tokalaşmanın kaldırım taşı değildi de neydi sizce?

haber7

Yazı kategorisi: SERBEST, SİYASİ GERÇEKLER, Ülkü Ocakları | 2 Yorum »

Eski bir ülkücünden acı itiraflar

Yazan: muzunay Ağustos 10, 2007

Eski ülkücü bugün mazisine dönüp baktığında “Vatan Millet Sakarya uğruna bize adam öldürttüler, ama kullanıldığımızı çok sonra anladık” diyor. Konuşmaya karar vermesinin sebebini ise şöyle anlatıyor: “O zaman bizi nasıl kullandılarsa, şimdi de yine ’devlet tehlikede’ diye milli duyguları kuvvetli gençleri kullanıyorlar. Bunları görünce, yaşadıklarımı anlatıp ibret almalarını istedim.”

İlk vukuatım 1977’de düğünde bir solcuyu bıçaklamaktı. Sonra bombalamalara başladım. İşte bizim o abilerimiz, elimize bombayı verir, “Git şurayı bombala” derlerdi. Biz de “vatan millet Sakarya” diyerek gözümüzü kırpmadan bombalardık. Sonra aynı abiler bize bomba yapmayı da öğretti. Fakat o abilerden bazılarının daha sonra, içimize sızan polisler olduğunu öğrendik. Bizi solculara karşı en çok dolduruşa getiren onlardı. Şimdi bunlara derin devlet deniyor.

DİNK CİNAYETİNDE, YAŞADIKLARIM FİLM ŞERİDİ GİBİ GEÇTİ GÖZÜMDEN

16 yaşında çocuktum ama tıpkı bugünkü gibi bize silahları yine o abiler temin ederdi. O zaman bizi nasıl kullandılarsa, şimdi de yine “Devlet tehlikede” diye milli duyguları kuvvetli gençleri kullanıyorlar. Zaten bunları görünce anlatmaya karar verdim. Bizim yaşadıklarımızdan ibret alsınlar. Cezaevinde yattığım sürede yaşadıklarımı muhakeme ettim. Aynı silahın hem sağcıyı, hem solcuyu öldürmesi mümkün olmadığı için demek ki arada birileri bizi fena kullanmıştı.

Benim birini vurduğumu gören polis, arkasını dönüp gidiyordu. Silah elimde, yaptığımı görüyorsun, beni niye almıyorsun. Böyle olunca “Ulan bize kimse dokunamıyor” diye düşünüp, kendimizi bir şey sanıyorduk. Ama zamanla, “Aferin vatan için yaptın” diyenler bu kez bize de terörist demeye başladı. O yüzden gençler hiçbir konuda gaza gelmesin, akıllı hareket etsinler.

Artık eski ülkücülerin bu tür olaylarda kullanılması mümkün değil, çünkü ülkücüler provokatörlere karşı tecrübelendi. Vurmuyorlar, kırmıyorlar, akıllandılar. Şimdi sadece siyaset yapıyorlar.

Hrant Dink cinayetini gördüğümde, eski günlerim film şeridi gibi gözümün önünden geçti. Arkasında ne olduğunu görebiliyorsun. Biz, kendimizi bilinçsizce kullandırdık. Ülkücüleri “vatan millet Sakarya” diyerek, solcuları da “hak, ekmek” diyerek kullandılar. Dikkat edin şimdi solcuların ileri gelenlerinin hepsi kapitalist oldu. Gariban solcuların hepsi içerde çürüdü, boşuna idam edildi.

Aynı şey sağcılarda da oldu. Vatan için deyip adam öldürdük, yıllarca süründük. Ama bize o adamları öldürtenler bir gün bile cezaevlerinde yatmadan işadamı oldu.
http://www.kurdehaymane.com/modules.php?name=Forums&file=viewtopic&t=1

Yazı kategorisi: Ülkü Ocakları | 1 Yorum »

Devlet Bahçeli Gerçekleri…

Yazan: muzunay Ağustos 10, 2007

Devlet BAHÇELİ kimdir?

 

Şimdi yazacaklarıma eminim inanamayacaksınız. Çünkü ben de ilk duyduğumda inanamamıştım. Adana Nüfus Müdürlüğü’nden emekli olan bir uzak akrabamı yaptığım ziyarette, Devlet BAHÇELİ ve ailesi hakkında inanılmaz şeyler söylemişti. O zaman son derece safkan bir ülkücü olan ben, bütün bunları peşinen reddetmiş ve o nüfus memuruna, -bir şey yapamazdım çünkü yaşını başını almış olgun biriydi- sert çıkıp, ülkücü harekete düşman olduğunu, bu tür uydurma şeyleri ulu orta yerde söylememesi gerektiğini ifade etmiştim. Adamın dedikleri yenilir yutulur şeyler değildi. Ancak bir süre sonra tekrar karşılaştığımızda, ileri sürdüğü iddiaların kanıtlarının artık elinde olduğunu eğer onunla beraber evlerine gidersem bana teker teker kanıtlayacağını söylemişti. Adamın iddiasına göre BAHÇELİ ailesi çok karışık bir nesebe sahipti. Ailesinden ERMENİ’den YAHUDİ’ye kadar birçok soy karışımı olmuştu… Merakımı yenemedim ve adamla beraber evlerine gittim.
Sonra gördüklerime inanamadım. Eminim siz de inanamayacaksınız.
‘Şimdi okuyacaklarımı inanılmaz bulacaksınız ama dediklerimde haklı olduğumu anlayacaksın’ dedi yaşlı nüfus memuru. Yüzüne anlamsız ifadelerle baktım. Hala bu herifin Ülkücü Harekete bir kastının olduğuna inanıyor ve attığı iftiraya karşı doyurucu açıklama yapamazsa bizzat cezasını ben kendi elimle orada verecektim.
Bir tomar silik fotokopi kâğıdı çıkardı adam. Masaya geçip yanına oturmamı söyledi… Eline aldığı belgeleri sakin sakin inceleyip mırıldanarak konuştuktan sonra hepsini kendince alt alta sıraladı. Ve hazır olduğunu ifade eden bir işaret yaptı. Başlıyordu anlatmaya.

DUYDUKLARIMA İNANAMIYORDUM

‘Bak evlat’ dedi, “Devlet BAHÇELİ; Salih ve Samiye oğlu 1948 Osmaniye-Hasanbeyli nüfusuna kayıtlı.”
Bunda şaşıracak bir şey yoktu, genel başkanımızın doğum bilgilerini MHP’nin tüm arşivlerinde bulmak mümkündü. Tatmin olmayan gözlerle baktım adama. Devam etti:
“Anne Samiye BAHÇELİ… Ökkeş ve Melek kızı. 1341 Osmaniye-Hasanbeyli nüfusuna kayıtlı. Samiye hanımın kızlık Soyadı KIRIKKANAT… Osmaniye Merkez nüfusuna kayıtlıymış. Annesi Melek Hanım: Melek KIRIKKANAT: Hacı Hüseyin ve Melek kızı. 1318 Osmaniye – Merkez nüfusuna kayıtlı.”
Sabrım tükeniyordu. Bu rakamlar ve yıllar hiç bir anlam ifade etmiyordu. Yani, annesinin ve anneannesinin kızlık soyadlarını bilmek marifet değildi ki?
Yaşlı adamın susacağı yoktu.
“Şimdi dedesine bakalım” dedi yaşlı adam:
“Ökkeş KIRIKKANAT: Halil-Emiş’ten olma Osmaniye Merkez kayıtlı.”
“Ve bu kısım tamam, acele etme evlat sakin ol ve dikkatini dağıtmadan beni dinle”
Ama benim sabrım kalmamıştı:
“Şimdi sıra babasının soy kütüğünü takip etmekte” diyerek alttaki kâğıdı çekti ve okumaya başladı:
“Baba Salih BAHÇELİ: Turan ve Ayşe’den olma. 1320 Osmaniye-Hasanbeyli nüfusu.
Dikkatini şimdi çekerim, dedesinin soy ismine dikkat et:
Yani babaannesinin babasının soyundan Dede Turan SOYLU: Ahmet ve Raziye’den olma 1278 Osmaniye Merkezine kayıtlı. Yani BAHÇELİ ailesinde SOYLU soy ismine rastlarsak şaşırmayalım ve devam edelim.
Yeğen Ülker BAHÇELİ: Turan ve Muhterem’den olma. 1958 Osmaniye-Hasanbeyli nüfusuna kayıtlı.
Ülker Hanım evlenince soy ismi ÇERÇİ oluyor.
Ve karışıklık başlıyor:
Lyudmyla ÇERÇİ: Nikola, Tatjana’dan olma. 1977 Osmaniye Merkez’e kayıtlı.”
İşte buna inanmam mümkün değildi. Ancak ihtiyarın elinde tuttuğu kütük fotokopisinde her şey kayıtlıydı. Devlet BAHÇELİ’nin yeğenleri ERMENİ olamazdı, bunana inanmam çok zordu… Hatta ağırıma gitmişti. Nüfus memurunun yüzüne ters ters baktım ama onun susacağı yoktu.
“İstersen Anne tarafını takip edelim biraz da:
Nezahat SOYLU: Süleyman ve Fatma’dan olma, 1941 Osmaniye Merkez kayıt.
Nezahat hanım evlenince soy ismi ne oluyor dersin:?”
Yaşlı adamın suratına “nerden bileceğim” sorusunu sorarmış gibi baktım. Cevabı hazırdı:
“BOZDUĞAN… bak Nezehat BOZDUĞAN’ın kaydı işte burada:
Nezahat BOZDUĞAN: Anne adı: Fatma, baba adı: Süleyman. Doğum tarihi: 1941… İşte Osmaniye Merkez’deki nüfus kaydı.” Sustu yaşlı adam, bir sigara yaktı. Sanki çok önemli bir şey açıklar gibi canımı yakan cümleleri kullanmaya başladı:
“Coron Catherine BOZDUĞAN kimdir dersin? Robert ve Hilda’dan olma 1969 doğumlu Osmaniye Merkez nüfusuna kayıtlı?…”
Cevabını bilmediğim bir soruydu. Robert, Hilda, Catherine… Bunlar ancak Kemal DERVİŞ’in soy kütüğü olabilirdi. Liderimle ne ilgisi vardı ki?
“Moda tabirle Devlet Bahçeli’nin kuzen çocukları bunlar delikanlı. Dikkatini çekerim, kuzenleri büyük ülkücü, Türkçü liderinin!”
susmak bilmiyordu adam:
“Bu Catherine Hanım sonra Ufuk Bey’le evlendi. Ve Cem isminde bir çocukları oldu. 2001 yılında hem de.” Altlardan bir kâğıt çekti.
“İşte bak onun kaydını da buldurdum bizim emektar dostlardan. O günün doğum tutanaklarında bir BOZDUĞAN daha vardı delikanlı. Sıla BOZDUĞAN. Ama ilk adı ELVİN konulmuştu çocuğun. O da 2001 doğumlu ve Osmaniye Merkez kayıtlı.”
Nefesim tıkanmış, sesim kısılmıştı sanki. Neler saçmalıyordu bu adam. Ama ben istemiştim ve o da susmak bilmiyordu:

“Hadi anne tarafının izini sürmeye devam edelim. Biliyorsun Devlet Bahçeli’nin annesinin kızlık soyadı KIRIKKANAT. İstersen Osmaniye Merkez’deki akrabalarına bir bakalım.
İşte bak Süheyla Hanım mesela. Süheyla KIRIKKANAT; İsmail ve Cemile’den olma 1949 doğumlu Süheyla Hanımdan. Süheyla Hanım sonra Hatay’a aktarmış kaydı. Reyhanlı Nüfus memurluğunu araştırırsan, Süheyla Hanım’ın gerçek soy isminin HIZAL olduğunu göreceksin. Ve bu ailenin çocuklarına koydukları isimlere bakalım:
Guse Selis HIZAL; Mehmet Fırat ve Seyhan Sönmez görünüyor ebeveyn.
Enver Jan HIZAL. Nadiye ve Fırat’ın iki yaşındaki oğulları. Yine Hatay Reyhanlı nüfusuna kayıt ettirmişler.”
Beynim kitlenmişti artık. Yaşlı adama durmasını söyledim. Bana bakıp gülümsedi, ‘İnanmıyordun ama bak görüyorsun’ dedi. Kâğıtları bir tarafa bırakıp bana çay getirdi. Sonra oturup devam etti.
“Bu HIZAL ailesinde Sabiha Hanım önemli bir isim. 1941 doğumlu, İslam bey ve Hava Hanımdan olma. Ne güzel isimler değil mi? tam Müslüman gibi. Bak bakalım Sabiha Hanım’ın soy ismi neye dönüşüyor: Sabiha APİŞ!!!
Hadi şimdi bu Apiş’lerin peşine düşelim bakalım bizi nereye çıkaracak…
Meryem APİŞ; Ahmet Bekir, Faize, 1949, Hatay-Reyhanlı.
Meryem Hanım’ın da soy ismi değişiyor, ŞAPSO oluyor.
MERYEM ŞAPSO: Ahmet Bekir, Faize, 1949, Hatay-Reyhanlı.
Bak şimdi bu ŞAPSO ailesi nasıl dönüp dolaşıp Bahçeli’nin anne tarafının bir kolu olan BOZDUĞAN’lar ile birleşecek. Dümdüz okuyorum dikkatle dinle:
Aysun ŞAPSO: Ali Hikmet ve Elmas’tan olma, 1960 doğumlu, Hatay-Merkez
Aysun SAVAŞ: Ali Hikmet ve Elmas’tan olma, 1960 doğumlu, ama kütük değişiyor bu sefer; Balıkesir-Manyas nüfus Müdürlüğü’ne kayıtlı.
Evlilik filan değil üstelik. İçinden çıkılmaz bir durum, çünkü Aysun hanımın ablası Hülya hanımın soy ismi evlenene kadar SAVAŞ, sonra ALTUNDAĞ oluyor.
Bak sen de gör:
Hülya SAVAŞ: Ali Hikmet, Elmas, 1955 Balıkesir-Manyas.
Hülya ALTUNDAĞ: Ali Hikmet, Elmas, 1955, Mardin-Ömerli’ye kayıtlı.
İstersen burada kütük bilgilerini detaylandırayım. Çünkü şimdi lazım olacak. Hülya Hanım’ın Cilt No’su: 2, Hane No’su: 81.
Aynı cilt ve hane numarasında bir başka isim söyleyeceğim sana, yine Mardin-Ömerli’den…
Hikmet ALTUNDAĞ: Hıdır, Sabiha, 1952, Mardin-Ömerli kayıtlı.
Bu Hikmet ALTUNDAĞ soy isminde küçük bir değişiklik yapıyor sonra: ALTUNDAĞ iken ALTINDAĞ oluyor. Ve bu iki soy isim sonra birleşiyor BAHÇELİ VE ALTUNDAĞ’lar yani..
İşte böyle ilginç bir çember üzerinde geziniyor Devlet BAHÇELİ’nin kökeni evlat!”
Yorulmuştum ve kafam karışmıştı. Açıkçası daha dinlediklerimi tam sindirmeden yeni isimlere hazmedemezdim. İzin istedim, bana nereye gittiğimi sordu, daha anlatacakları varmış. Ertesi gün geleceğime söz verip ayrıldım. Sizi bilmem ama ben şok olmuştum, gece boyu böylesi bir mutlak davanın liderinin bu kadar karışık bir aileden gelmesini içime sindirememeye başlamıştım. Nasıl olur Devlet BAHÇELİ’NİN YEĞENLERİ DENEBİLECEK İNSANLARIN NEREDEYSE TAMAMI Ermeni ya da Hıristiyan isimleri alabiliyordu.???

ERTESİ GÜN YAŞADIĞIM ŞOK DAHA DA BÜYÜDÜ!

Yine emekli nüfus memurunun gecekondu mahallesindeki evinin kapısındaydım. Dünkü gerilimli saatlerden sonra bu sefer beni güler yüzle karşıladı. Belli ki hazırlık yapmıştı. Hemen masaya geçtik ve anlatmaya başladı:
“Bugünkülere hiç inanmayacaksın belki ama madem başladık anlatıp bitireyim. Amcakızına bakalım:
SERPİL BAHÇELİ: Salih; Saniye’den olma 1946 Osmaniye-Hasanbeyli’ye kayıtlı.
Serpil hanım’ın yeri soy ismi nedir biliyor musun: FETTAHOĞLU!
Bu FETTAHOĞLU ailesinde AKSAY VE ÇANGA soyadları önemli. Bak şimdi bu zincir bizi nereye çıkaracak:

AYŞE NEZİHE ÇANGA: Mustafa ve Fatma’dan olma, 1936 Adana-Kozan nüfusuna kayıtlı. Nezihe hanım’ın esas soy ismi ÇAMURDANOĞLU. Hatta sonra OĞLU kısmını çıkartıyorlar sadece ÇAMURDAN kalıyor. Al bakalım sana bir kaç tane aynı kütüğe kayıtlı ÇAMURDAN soy isimli kişi:
DERYA ERİKE ÇAMURDANOĞLU: Mustafa Ökkeş ve Ayşe Aysel’den olma 1957 doğumlu. Adana-Kozan nüfusu.
ANİTA Deniz ÇAMURDANOĞLU: Gürkaynak ve ERİKA’dan olma. 1959 yine Adana-Kozan.
AGNES MARİA MAGDELENE ÇAMURDAN: FRANCOUİS JEAN PİERRE VE MARİE LOUİSSE CHARLOTTE ANDREA’dan olma, Adana-Kozan nüfusuna kayıtlı.
Selçuk Emre ÇAMURDAN: Mehmet Cihan ve AGNES MARİE MADALEİNE’den olma 1985 doğumlu Adana-Kozan nüfusuna kayıt ettirilmiş.”
Yine beynim uyuşmuştu. Türkçülük, Ülkücülüğün sembol isminin aile kökenindeki isimler içimi ‘cız’ ettirmişti. Boğazıma bir yumruk tıkanmıştı sanki. Yutkunamıyordum. İhtiyar adam anladı. Gözlüklerinin üstünden bana baktı ve ‘Bunlar daha ne ki hele bir dinle’ dedi. Devam etti:
“Aynı ailenin çocuklarının isimleri. Artık gizlenmeye bile gerek duymuyorlar:
SÜREYYA ELSA MİLLER: SAMUEL BERT, Sakine Sema’dan olma. 1986, Adana-Kozan..
RİFAT ORHAN ÇAMURDAN: Mehmet Cihan, AGNES MARİE MADALEİNE’nin çocuğu. Adana-Kozan doğumlu 1980.
SELİNA SAKİNE MİLLER: Buna annesinin ismi de konmuş: SAMUEL BERT, Sakine Sema’dan olma. 1992, Adan

Sevgili Ülküdaşlarım…

Şimdi yazacaklarıma eminim inanamayacaksınız. Çünkü ben de ilk duyduğumda inanamamıştım. Adana Nüfus Müdürlüğü’nden emekli olan bir uzak akrabamı yaptığım ziyarette, Devlet BAHÇELİ ve ailesi hakkında inanılmaz şeyler söylemişti. O zaman son derece safkan bir ülkücü olan ben, bütün bunları peşinen reddetmiş ve o nüfus memuruna, -bir şey yapamazdım çünkü yaşını başını almış olgun biriydi- sert çıkıp, ülkücü harekete düşman olduğunu, bu tür uydurma şeyleri ulu orta yerde söylememesi gerektiğini ifade etmiştim. Adamın dedikleri yenilir yutulur şeyler değildi. Ancak bir süre sonra tekrar karşılaştığımızda, ileri sürdüğü iddiaların kanıtlarının artık elinde olduğunu eğer onunla beraber evlerine gidersem bana teker teker kanıtlayacağını söylemişti. Adamın iddiasına göre BAHÇELİ ailesi çok karışık bir nesebe sahipti. Ailesinden ERMENİ’den YAHUDİ’ye kadar birçok soy karışımı olmuştu… Merakımı yenemedim ve adamla beraber evlerine gittim.
Sonra gördüklerime inanamadım. Eminim siz de inanamayacaksınız.
‘Şimdi okuyacaklarımı inanılmaz bulacaksınız ama dediklerimde haklı olduğumu anlayacaksın’ dedi yaşlı nüfus memuru. Yüzüne anlamsız ifadelerle baktım. Hala bu herifin Ülkücü Harekete bir kastının olduğuna inanıyor ve attığı iftiraya karşı doyurucu açıklama yapamazsa bizzat cezasını ben kendi elimle orada verecektim.
Bir tomar silik fotokopi kâğıdı çıkardı adam. Masaya geçip yanına oturmamı söyledi… Eline aldığı belgeleri sakin sakin inceleyip mırıldanarak konuştuktan sonra hepsini kendince alt alta sıraladı. Ve hazır olduğunu ifade eden bir işaret yaptı. Başlıyordu anlatmaya.

DUYDUKLARIMA İNANAMIYORDUM

‘Bak evlat’ dedi, “Devlet BAHÇELİ; Salih ve Samiye oğlu 1948 Osmaniye-Hasanbeyli nüfusuna kayıtlı.”
Bunda şaşıracak bir şey yoktu, genel başkanımızın doğum bilgilerini MHP’nin tüm arşivlerinde bulmak mümkündü. Tatmin olmayan gözlerle baktım adama. Devam etti:
“Anne Samiye BAHÇELİ… Ökkeş ve Melek kızı. 1341 Osmaniye-Hasanbeyli nüfusuna kayıtlı. Samiye hanımın kızlık Soyadı KIRIKKANAT… Osmaniye Merkez nüfusuna kayıtlıymış. Annesi Melek Hanım: Melek KIRIKKANAT: Hacı Hüseyin ve Melek kızı. 1318 Osmaniye – Merkez nüfusuna kayıtlı.”
Sabrım tükeniyordu. Bu rakamlar ve yıllar hiç bir anlam ifade etmiyordu. Yani, annesinin ve anneannesinin kızlık soyadlarını bilmek marifet değildi ki?
Yaşlı adamın susacağı yoktu.
“Şimdi dedesine bakalım” dedi yaşlı adam:
“Ökkeş KIRIKKANAT: Halil-Emiş’ten olma Osmaniye Merkez kayıtlı.”
“Ve bu kısım tamam, acele etme evlat sakin ol ve dikkatini dağıtmadan beni dinle”
Ama benim sabrım kalmamıştı:
“Şimdi sıra babasının soy kütüğünü takip etmekte” diyerek alttaki kâğıdı çekti ve okumaya başladı:
“Baba Salih BAHÇELİ: Turan ve Ayşe’den olma. 1320 Osmaniye-Hasanbeyli nüfusu.
Dikkatini şimdi çekerim, dedesinin soy ismine dikkat et:
Yani babaannesinin babasının soyundan Dede Turan SOYLU: Ahmet ve Raziye’den olma 1278 Osmaniye Merkezine kayıtlı. Yani BAHÇELİ ailesinde SOYLU soy ismine rastlarsak şaşırmayalım ve devam edelim.
Yeğen Ülker BAHÇELİ: Turan ve Muhterem’den olma. 1958 Osmaniye-Hasanbeyli nüfusuna kayıtlı.
Ülker Hanım evlenince soy ismi ÇERÇİ oluyor.
Ve karışıklık başlıyor:
Lyudmyla ÇERÇİ: Nikola, Tatjana’dan olma. 1977 Osmaniye Merkez’e kayıtlı.”
İşte buna inanmam mümkün değildi. Ancak ihtiyarın elinde tuttuğu kütük fotokopisinde her şey kayıtlıydı. Devlet BAHÇELİ’nin yeğenleri ERMENİ olamazdı, bunana inanmam çok zordu… Hatta ağırıma gitmişti. Nüfus memurunun yüzüne ters ters baktım ama onun susacağı yoktu.
“İstersen Anne tarafını takip edelim biraz da:
Nezahat SOYLU: Süleyman ve Fatma’dan olma, 1941 Osmaniye Merkez kayıt.
Nezahat hanım evlenince soy ismi ne oluyor dersin:?”
Yaşlı adamın suratına “nerden bileceğim” sorusunu sorarmış gibi baktım. Cevabı hazırdı:
“BOZDUĞAN… bak Nezehat BOZDUĞAN’ın kaydı işte burada:
Nezahat BOZDUĞAN: Anne adı: Fatma, baba adı: Süleyman. Doğum tarihi: 1941… İşte Osmaniye Merkez’deki nüfus kaydı.” Sustu yaşlı adam, bir sigara yaktı. Sanki çok önemli bir şey açıklar gibi canımı yakan cümleleri kullanmaya başladı:
“Coron Catherine BOZDUĞAN kimdir dersin? Robert ve Hilda’dan olma 1969 doğumlu Osmaniye Merkez nüfusuna kayıtlı?…”
Cevabını bilmediğim bir soruydu. Robert, Hilda, Catherine… Bunlar ancak Kemal DERVİŞ’in soy kütüğü olabilirdi. Liderimle ne ilgisi vardı ki?
“Moda tabirle Devlet Bahçeli’nin kuzen çocukları bunlar delikanlı. Dikkatini çekerim, kuzenleri büyük ülkücü, Türkçü liderinin!”
susmak bilmiyordu adam:
“Bu Catherine Hanım sonra Ufuk Bey’le evlendi. Ve Cem isminde bir çocukları oldu. 2001 yılında hem de.” Altlardan bir kâğıt çekti.
“İşte bak onun kaydını da buldurdum bizim emektar dostlardan. O günün doğum tutanaklarında bir BOZDUĞAN daha vardı delikanlı. Sıla BOZDUĞAN. Ama ilk adı ELVİN konulmuştu çocuğun. O da 2001 doğumlu ve Osmaniye Merkez kayıtlı.”
Nefesim tıkanmış, sesim kısılmıştı sanki. Neler saçmalıyordu bu adam. Ama ben istemiştim ve o da susmak bilmiyordu:

“Hadi anne tarafının izini sürmeye devam edelim. Biliyorsun Devlet Bahçeli’nin annesinin kızlık soyadı KIRIKKANAT. İstersen Osmaniye Merkez’deki akrabalarına bir bakalım.
İşte bak Süheyla Hanım mesela. Süheyla KIRIKKANAT; İsmail ve Cemile’den olma 1949 doğumlu Süheyla Hanımdan. Süheyla Hanım sonra Hatay’a aktarmış kaydı. Reyhanlı Nüfus memurluğunu araştırırsan, Süheyla Hanım’ın gerçek soy isminin HIZAL olduğunu göreceksin. Ve bu ailenin çocuklarına koydukları isimlere bakalım:
Guse Selis HIZAL; Mehmet Fırat ve Seyhan Sönmez görünüyor ebeveyn.
Enver Jan HIZAL. Nadiye ve Fırat’ın iki yaşındaki oğulları. Yine Hatay Reyhanlı nüfusuna kayıt ettirmişler.”
Beynim kitlenmişti artık. Yaşlı adama durmasını söyledim. Bana bakıp gülümsedi, ‘İnanmıyordun ama bak görüyorsun’ dedi. Kâğıtları bir tarafa bırakıp bana çay getirdi. Sonra oturup devam etti.
“Bu HIZAL ailesinde Sabiha Hanım önemli bir isim. 1941 doğumlu, İslam bey ve Hava Hanımdan olma. Ne güzel isimler değil mi? tam Müslüman gibi. Bak bakalım Sabiha Hanım’ın soy ismi neye dönüşüyor: Sabiha APİŞ!!!
Hadi şimdi bu Apiş’lerin peşine düşelim bakalım bizi nereye çıkaracak…
Meryem APİŞ; Ahmet Bekir, Faize, 1949, Hatay-Reyhanlı.
Meryem Hanım’ın da soy ismi değişiyor, ŞAPSO oluyor.
MERYEM ŞAPSO: Ahmet Bekir, Faize, 1949, Hatay-Reyhanlı.
Bak şimdi bu ŞAPSO ailesi nasıl dönüp dolaşıp Bahçeli’nin anne tarafının bir kolu olan BOZDUĞAN’lar ile birleşecek. Dümdüz okuyorum dikkatle dinle:
Aysun ŞAPSO: Ali Hikmet ve Elmas’tan olma, 1960 doğumlu, Hatay-Merkez
Aysun SAVAŞ: Ali Hikmet ve Elmas’tan olma, 1960 doğumlu, ama kütük değişiyor bu sefer; Balıkesir-Manyas nüfus Müdürlüğü’ne kayıtlı.
Evlilik filan değil üstelik. İçinden çıkılmaz bir durum, çünkü Aysun hanımın ablası Hülya hanımın soy ismi evlenene kadar SAVAŞ, sonra ALTUNDAĞ oluyor.
Bak sen de gör:
Hülya SAVAŞ: Ali Hikmet, Elmas, 1955 Balıkesir-Manyas.
Hülya ALTUNDAĞ: Ali Hikmet, Elmas, 1955, Mardin-Ömerli’ye kayıtlı.
İstersen burada kütük bilgilerini detaylandırayım. Çünkü şimdi lazım olacak. Hülya Hanım’ın Cilt No’su: 2, Hane No’su: 81.
Aynı cilt ve hane numarasında bir başka isim söyleyeceğim sana, yine Mardin-Ömerli’den…
Hikmet ALTUNDAĞ: Hıdır, Sabiha, 1952, Mardin-Ömerli kayıtlı.
Bu Hikmet ALTUNDAĞ soy isminde küçük bir değişiklik yapıyor sonra: ALTUNDAĞ iken ALTINDAĞ oluyor. Ve bu iki soy isim sonra birleşiyor BAHÇELİ VE ALTUNDAĞ’lar yani..
İşte böyle ilginç bir çember üzerinde geziniyor Devlet BAHÇELİ’nin kökeni evlat!”
Yorulmuştum ve kafam karışmıştı. Açıkçası daha dinlediklerimi tam sindirmeden yeni isimlere hazmedemezdim. İzin istedim, bana nereye gittiğimi sordu, daha anlatacakları varmış. Ertesi gün geleceğime söz verip ayrıldım. Sizi bilmem ama ben şok olmuştum, gece boyu böylesi bir mutlak davanın liderinin bu kadar karışık bir aileden gelmesini içime sindirememeye başlamıştım. Nasıl olur Devlet BAHÇELİ’NİN YEĞENLERİ DENEBİLECEK İNSANLARIN NEREDEYSE TAMAMI Ermeni ya da Hıristiyan isimleri alabiliyordu.???

ERTESİ GÜN YAŞADIĞIM ŞOK DAHA DA BÜYÜDÜ!

Yine emekli nüfus memurunun gecekondu mahallesindeki evinin kapısındaydım. Dünkü gerilimli saatlerden sonra bu sefer beni güler yüzle karşıladı. Belli ki hazırlık yapmıştı. Hemen masaya geçtik ve anlatmaya başladı:
“Bugünkülere hiç inanmayacaksın belki ama madem başladık anlatıp bitireyim. Amcakızına bakalım:
SERPİL BAHÇELİ: Salih; Saniye’den olma 1946 Osmaniye-Hasanbeyli’ye kayıtlı.
Serpil hanım’ın yeri soy ismi nedir biliyor musun: FETTAHOĞLU!
Bu FETTAHOĞLU ailesinde AKSAY VE ÇANGA soyadları önemli. Bak şimdi bu zincir bizi nereye çıkaracak:

AYŞE NEZİHE ÇANGA: Mustafa ve Fatma’dan olma, 1936 Adana-Kozan nüfusuna kayıtlı. Nezihe hanım’ın esas soy ismi ÇAMURDANOĞLU. Hatta sonra OĞLU kısmını çıkartıyorlar sadece ÇAMURDAN kalıyor. Al bakalım sana bir kaç tane aynı kütüğe kayıtlı ÇAMURDAN soy isimli kişi:
DERYA ERİKE ÇAMURDANOĞLU: Mustafa Ökkeş ve Ayşe Aysel’den olma 1957 doğumlu. Adana-Kozan nüfusu.
ANİTA Deniz ÇAMURDANOĞLU: Gürkaynak ve ERİKA’dan olma. 1959 yine Adana-Kozan.
AGNES MARİA MAGDELENE ÇAMURDAN: FRANCOUİS JEAN PİERRE VE MARİE LOUİSSE CHARLOTTE ANDREA’dan olma, Adana-Kozan nüfusuna kayıtlı.
Selçuk Emre ÇAMURDAN: Mehmet Cihan ve AGNES MARİE MADALEİNE’den olma 1985 doğumlu Adana-Kozan nüfusuna kayıt ettirilmiş.”
Yine beynim uyuşmuştu. Türkçülük, Ülkücülüğün sembol isminin aile kökenindeki isimler içimi ‘cız’ ettirmişti. Boğazıma bir yumruk tıkanmıştı sanki. Yutkunamıyordum. İhtiyar adam anladı. Gözlüklerinin üstünden bana baktı ve ‘Bunlar daha ne ki hele bir dinle’ dedi. Devam etti:
“Aynı ailenin çocuklarının isimleri. Artık gizlenmeye bile gerek duymuyorlar:
SÜREYYA ELSA MİLLER: SAMUEL BERT, Sakine Sema’dan olma. 1986, Adana-Kozan..
RİFAT ORHAN ÇAMURDAN: Mehmet Cihan, AGNES MARİE MADALEİNE’nin çocuğu. Adana-Kozan doğumlu 1980.
SELİNA SAKİNE MİLLER: Buna annesinin ismi de konmuş: SAMUEL BERT, Sakine Sema’dan olma. 1992, Adan

http://www.milligorus-forum.com/forum/

Yazı kategorisi: Ülkü Ocakları | 9 Yorum »

Türkiye’de aydınlar Milliyetçilerle ters düştü!

Yazan: muzunay Ağustos 10, 2007

Türkiye’de aydınlar

Milliyetçilerle ters düştü

Ermeni asıllı gazeteci Hrant Dink’in öldürülmesine neden olduğu açık aşırı milliyetçilik akımı, Türkiye’de pek çok aydın için dayanılmaz ve tehlikeli bir hal aldı. Gunnar Köhne İstanbul’dan bildiriyor.

| Bild: Orhan Pamuk; © AP
Hrant Dink’in öldürülmesinden sonra Türkiye’de birçok aydın, milliyetçilerin hedefi olmaktan korkuyor.
|
“Türk’ün sırtı yere gelmez” diyen şarkı şok edici bir “YouTube” videosunun fon müziği: “Bu mesajı artık herkes anlamalı” başlığının altında ise katledilmiş Ermeni – Türk gazeteci Hrant Dink’in fotoğrafı ile 17 yaşındaki katil zanlısının portresi var.

Sonra bu mesajın ulaşması istenen kişilerin görüntülerine sıra geliyor: Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Orhan Pamuk ve yazar meslektaşı Elif Şafak. Her ikisi de Birinci Dünya Savaşı sırasında Ermeni soykırımı konusunda eleştirilerini açıklamış ve ultra-milliyetçilerin hedef tahtası olmuşlardı. Filmin altında “Türk İntikam Tugayı” imzası var.

Türkiye’den ilk ayrılan Pamuk oldu

Türkiye’deki sağ kesim saldırgan bir görüntü veriyor – Ocak ayının ortasında Hrant Dink’in öldürülmesinin ardından Orhan Pamuk’un yanı sıra bir düzine aydın polis koruması altına alındı. Pamuk bu gerilimli atmosfere fazla dayanamadı – belirsiz bir süre için ABD’ye doğru Türkiye’den ayrıldı.

| Bild: © AP
“Hepimiz Ermeniyiz” sloganı eşliğinde yapılan ve yüzbin kişinin katıldığı Dink’in cenaze töreni, milliyetçiliğe karşı gövde gösterisine dönüştü
|
Parlamento seçimlerinin on ay öncesinde yapılan kamuoyu araştırmalarına göre Milliyetçi Hareket Partisi MHP oyların yüzde 15′ini topluyor. Özellikle Türk gençleri arasında radikal sağ zihniyet yine yükselen değer oldu – İnternet genç Türk faşistleri için iyi bir pazar ortamı sağlıyor. Ve birinci ligde oynayan Trabzonspor futbol takımının sayısız taraftarı şu sıralarda kışkırtıcı bir tavır sergileyerek beyaz bere ile dolaşıyorlar – Hrant Dink’in katil zanlısının başında da suikastın gerçekleştiği gün aynısından vardı.

Türk toplumunun liberal kanadı için Hrant Dink cinayeti ve verilen tepkiler bir tahrik unsuru olarak algılandı. “Hepimiz Ermeniyiz” sloganı eşliğinde yapılan ve yüzbin kişinin katıldığı Dink’in cenaze töreni ırkçılığa karşı büyük bir gövde gösterisine dönüştü – bu da ülkenin aşırı sağ kesimini ayrıca kışkırttı.

Ülkücü karşı hareket

Hrant Dink, Orhan Pamuk ve daha birkaç kişi hakkında “Türklüğü aşağılamak” iddiasıyla dava açan ve ülkücü Büyük Hukukçular Birliği Başkanı avukat Kemal Kerinçsiz “Tek bir Türk bayrağına rastlanmadığı”nı öne sürerek, cenaze törenini eleştirdi. Tüm partilerden siyasetçiler “Hepimiz Ermeniyiz” sloganıyla yapılan gösteri yürüyüşüne fazla yakın durmadıklarını gösterdiler.

“Türklüğün aşağılanması”sına ceza öngören ve bu arada iyiden iyiye ünlü olan, ceza kanununun 301. maddesinin kaldırılması yönünde talepler dile getirilmeye başlandı.

Orhan Pamuk ve Hrant Dink’in milliyetçilerin hedef tahtası olmasının nedeni “Türklüğün aşağılanması” suçuyla haklarında açılan davalardır. Fakat hükümet bu konuda tereddütlü: Başbakan Erdoğan eleştirenleri adı geçen maddede yenilik yapmak üzere diyalog kurmaya davet etti gerçi ama – ceza hukukunun bu maddesinin tümden kaldırılmasını reddetti. Görünen o ki, Erdoğan kasımdaki parlamento seçimleri öncesinde milliyetçi muhalefetin Avrupalılara ödün vermek şeklinde niteleyerek istifade etmesinin söz konusu olduğu girişimlerden kaçınıyor.

Ağır aksak ilerleyen Hrant Dink cinayetini aydınlatma çabaları

Erdoğani, Hrant Dink cinayetinin aydınlatılmasını “Kutsal görev” olarak tanımladı – ama bu konuda fazla yol alındığı söylenemez. Gitgide daha çok açığa çıkan ayrıntılardan failin devlet mekanizması içinde yardımcıları olabileceği yönünde bulgulara ulaşıldı.

Arkadaşlarından birinin polis muhbiri olduğu biliniyor. Bu işte parmağı olanlar aylar öncesinden “vatan haini”i olarak niteledikleri Dink’i öldürme planlarıyla övünmüşler – ama bu konuda bilgisi olan polis harekete geçmemiş.

Fakat cinayetin sonuçlarına ilişkin tartışmalar bu arada Türkiye’de kritik durumdaki aydınlarla, yasalarda reform isteyenlere polis koruması tahsis edilmesi taleplerini aşıyor. Eleştiri sahipleri ülkede şu sıralarda yükselen sağ kanadın sesinden medyayı sorumlu tutuyorlar.

Televizyon ve sinemalarda çok sayıda sağ görüşlü Rambo tipi dizi ve filmler izleyici çekiyor, Birinci Dünya Savaşı kahramanlık hikayeleri çok seviliyor. Nitekim “Kurtlar Vadisi – Terör” dizisi de, geçtiğimiz hafta bir kanalda yayınlanmaya başlandı.

İstanbullu eğitbilimci Neyyire Berktay, öncelikle okul ve eğitim sistemlerinde değişikliğin şart olduğunu ileri sürüyor:

“Bizim için başkası demek olan bir yabancıyı öncelikle düşman ve suçlu olarak görme alışkanlığımız var. Ayrıca eleştirel düşünce eksikliği yaşıyoruz – sorgulamadan, ne duyarsak hemen inanıyoruz. Yoksulluk ve umutsuzluk da buna eklenince bu tip tavırlar gençlik için büyük tehlike oluşturuyor.”

Gunnar Köhne

Almanca’dan çeviren: Gülderen Koralp Pamir
http://www.qantara.de/webcom/show_article.php/_c-670/_nr-3/i.html?PHPSESSID

Yazı kategorisi: Ülkü Ocakları | » yorum bırak;

‘Dikkat edin O MİT ajanıdır’

Yazan: muzunay Ağustos 10, 2007

‘Dikkat edin O MİT ajanıdır’
Merhum Türkeş’in 24 yıl önce yazdığı mektupla, partilileri Bahçeli’ye karşı uyardığı iddia edildi.

Merhum Türkeş’in 24 yıl önce yazdığı mektupla, partilileri Bahçeli’ye karşı uyardığı iddia edildi. Merhum Alparslan Türkeş’in ölümünden önce kaleme aldığı mektubunda MHP lideri Devlet Bahçeli hakkında “O MİT ajanıdır, güvenilmezdir, dikkat edin” dediği ileri sürüldü.

ELDEN ELE DOLAŞIYOR

Kendilerini ‘Gerçek Ergenekoncular’ olarak tanıtan bir grup Türkeş tarafından 1983 yılında yazıldığı iddia edilen bir mektubu dağıtarak Bahçeli aleyhine kampanya başlattı. Türkeş’in el yazısıyla yazdığı iki sayfalık mektubun 26 Temmuz 1983 tarihinde GATA’da tedavi altındayken kaleme alındığı belirlendi. Söz konusu mektubun ülkücü camianın önde gelen isimlerinden birisinde muhafaza edildiği de iddia edildi.

MUHALİF BÖLGELER

Seçmen listelerine muhalefeti ile öne çıkan İstanbul birinci bölge, Kayseri, Erzurum, Çorum ve Antep teşkilatlarının mektubu elden ele dağıttığı ortaya çıktı.

MİT’TEN UZAK DURMALI

Türkeş’in bazı partililer hakkında değerlendirmeler yaptığı mektupta, Devlet Bahçeli’ye yönelik şu sözler yer alıyor: “Devlet Bahçeli MİT’tendir. Arkadaşlarımız MİT’ten uzak olmalı, bunlara hiç itimat etmemelidir. Ne ise çok şükür şuurlu arkadaşlarımızın sayesinde fesat yatışmış oldu. Fakat bu tatsız şeyleri yapanlar, ya Anavatan Partisi ile işbirliği sebebi ile kışkırtılmışlardır veya MİT tarafından kullanılmışlardır. Mesele üzerine dikkatle eğilmek lazımdır.”

İŞTE O MEKTUP

Pek değerli ve Sevgili Oğlum Bugün, muhterem arkadaşımız … mektubunuzu getirerek beni çok sevindirdi. Yazılarınızı okuyarak gerçek durum hakkında aydınlandım. teşekkürler ederim. Ara sıra yazmanızı ve bana bilgi vermenizi rica ederim. Malum olduğu üzere davamız Türk-İslam davasıdır. Her hareketimizin gayesi Allah’ın (c.c.) rızasını kazanmak ve asil milletimize hizmet etmektir. P., imanlı iyi bir arkadaşımızdır. A.E. de temiz ve ihlaslı bir Anadolu Türkmeni’dir. Avşardır, benim aşiretimden boyumdandır. Denenmiş fedakar bir kimsedir. Göze çarpan kusuru kendisine zarar veren içki tutkunluğudur. M.Ü. ise gayet temiz, dürüst, imanlı, aydın bir kişidir. Bunlar milliyetçilik yolunda, geçmiş yıllarda sessizce hizmet vermişlerdir. A.G., A.A. tarafından gösterilen hatalı davranışı anlamak mümkün değildir. Devlet Bahçeli’nin bunlarla aynı davranışa girişmesi mümkün şey. Devlet Bahçeli, MİT’tendir. Arkadaşlarımız MİT’ten uzak olmalı, bunlara hiç itimat etmemelidir.” (…)

http://ates64.blogcu.com/3660574

Yazı kategorisi: SİYASİ GERÇEKLER, Ülkü Ocakları | » yorum bırak;