Muhammed Uzunay | Türkiye Gerçekleri | Hayat,Bilim,Kültür,İnsan…

"Bu denli hastalıklı bir topluma iyi eklemlenmiş olmak, sağlıklı olmanın bir ölçüsü olamaz.Jiddu Krishnamurti

‘Türkiye'de Bilim’ Kategorisi için Arşiv

Türkiye’de bilim hep sansürlenmiştir

Yazan: muzunay Haziran 12, 2009

Türkiye’de bilim hep sansürlenmiştir

Bilim, ne yazık ki toplumun büyük bir çoğunluğu tarafından inkar edilir. Eğer böyle olmazsa idi, övünerek “bilime inanıyorum” denilir miydi? Hakikaten, neden bilimle yaşanılmıyor da bilime inanılıyor?

ABİDİN KAYA (Arşivi)

 
10 Mart 2009 tarihinde haber ajansları UNESCO’nun 2009 yılını Darwin yılı ilan etmesine paralel olarak hazırlanan Darwinli TÜBİTAK’IN Bilim ve Teknik Dergi Kapağı, sansürlenerek yerine küresel iklim değişikliği konulu bir kapak konduğu haberini geçtiler. Bu habere bağlı olarak, bazı medya gurupları- olması gerektiği gibi- ilk haberleri arasında haberi vererek büyük tepki gösterdiler. Bazı medya gurupları ise, yapılanın sansür değil yapılması planlanan “hafta sonu darbesini” ‘önlemek için yapıldığını savundu*. Tepkiler bununla kalmayarak, yapılan sansürü TBMM gündemine getirdiler. Tabii bunlar olması gerekenlerdir. Fakat, bilimsel hırsızlığı ispatlanmış milletvekilleri bilimin sansürlendiğini nasıl tartışacaktır? Darwin’e yapılan sansürü tartışmadan önce bilimsel hırsızlığını tartışmak daha gerekli değil midir?

Yaşanan üzücü, üzücü olmaktan ziyade utanç verici olay bana Türkiye’de öğretim üyesi olarak yasadığım acıları hatırlattı. Dolayısı ile hatırlanan acıyı tarihe tanıklık etmek adına yazmak istedim. Peki yazmak istediğim nedir? Yazmak istediğim Türkiye’de her dönemde hem de herkes tarafından bilimin sansürlendiği, bilim insanlarının dışlandığı ve hakarete maruz kaldığıdır. Türkiye’de dürüst bilim insanlarının maruz kaldığı olumsuzlukları ne Darwin’in sansürlendiğini gündeme getirenler ne de sansürü uygulayanlar dürüstçe söylerler.
Bilim, ne yazık ki toplumun büyük bir çoğunluğu tarafından inkar edilir. Eğer böyle olmazsa idi, övünerek “bilime inanıyorum” denilir miydi? Hakikaten, neden bilimle yaşanılmıyor da bilime inanılıyor? Ya da bilimsel hırsızlıkları ispatlanmış insanlar milletvekili seçilir/seçtirilir, rektör ve daha “seçkin” makamlara/görevlere getirilirimiydi? Kısacası toplumda bir iki yüzlülük var ve buda bana acı vermektedir. İsterseniz, ne demek istediğimi yasadığım iki olayı anlatarak vurgulamaya çalısalım.

Türkiye’de öğretim üyesi olarak üniversitede ders vermeye başladığımda yasayarak öğrendiğim ilk şeylerden biri, belki birçok teknik problemin çözümü için gerekli olan formülleri öğretebileceğimi ama o formüllerin neden öyle olduğunu öğretmeyeceğimdi. Çünkü öğrenciler, tabii ki birçok öğretim üyesi de- verilen ezber eğitimin gereği bilimsel düşünmeyi bilmezler. Dolayısı ile de teknik bilgilerden önce öğrencilere bilimsel düşünmeyi öğretmenin gerekli olduğunu öğrenmişimdir. Bunun içinde 17 Ağustos 1999 depreminden önce, TÜBITAK yayınlarından Carl Sagan’in “Karanlık Bir Dünyada Bilimin Mum Işığı” isimli kitabını okunacak kitaplar olarak öneriyordum. Fakat 17 Ağustos 1999 İzmit depreminden sonra yapılan bilim dışı yorumlar, açıklamalar, ve tartışmalardan sonra ve de tabii ki kitabi Türkçeye kazandıran eski TÜBITAK başkanı Prof. Dr. Tosun Terzioğlu’nun kitabin önsözünde dile getirdiği gerekçelerle de, dersimi alan öğrencilere bu kitabin okumasını zorunlu kıldım. Oysa, önce Anabilim Dalı Başkanı, sonra Bolum Başkanı, sonra Dekan en sonunda da Rektör kitabı okutmama karşı çıkarak, kitabin okutulmamasını emredeceklerdi. Diger bir değisle, TÜBITAK yayını kitap universite yöneticileri tarafından yasaklandı. Dahası, hakkımda idari soruşturma açtırıldı- tabii bilimsel gerekçeler ile! Unutmayalım ki, bütün üniversite yöneticileri bilime inanıyorlardı! Hem özgürlükçü hem uygar hem de çağdaşlardı. Carl Sagan’in okutulmasına karşı çıkan öğretim üyeleri emimim Darwin’in sansürlenmesine de bilim adına karşı çıkıyorlardır! Yaşadıklarım, doğunun her hangi bir üniversitesinde değil, aksine Türkiye’nin en bati ucunda olan İzmir’deki Dokuz Eylül Üniversitesinde gerçekleşti. Yine belirtelim ki, Carl Sagan’in kitabinin yasaklayan Rektör, Üniversitelerarası kurul başkanlığı yaptığı donemde, laikliğin, demokrasinin ve bilimin bekçileri olduğunu kamuoyuna duyurmaktan kaçınmadı. Oysa, aynı dönemde YOK başkanlıgına yazdıgı yazıda TÜBITAK yayının yasaklanmasını savunmaktan geri kalmadı! Yine, 17 Ağustos 1999 İzmit depreminde izin talebimin sonucunu beklemeden deprem bolgesinde bilimsel araştırma yaptıgım gerekcesi ile bana verilen kınama cezasınıda hic teredut etmeden kahramanca bilim ve akademik özgurluk adına savunmuştur! Bu iki yuzluluk canımı acıtıyor, hemde çok.
Anılan kitabı okutmamda yasadıklarımı zamanın TÜBITAK başkanı Prof. Dr. Namik Kemal Pak’a anlattığımda, bana içinden yine bir şeylerin kopup gittiğini söylemişti. Prof. Pak’ın içinde bir şeyler nasıl kopmayıp gitmesin diki? Bilim, öğretilmesi gerekenler tarafından yasaklanmış, öğretilenler ise cezalandırılmıştır.
Yine, ayni dönemde yasadığım ikinci olay ise, 17 Ağustos 1999 depreminde deprem bölgesinde izinsiz görev yerimi terk ederek araştırma yaptığım iddası (gerçek dışı çünkü depremin olduğu günlerde Çin Cumhuriyetinde yapılan bir konferansa katılmak için davet edilmiştim ve de görevlendirilmiştim), üniversite yöneticileri tarafından hakkımda idari soruşturma acildi. Açılan idari soruşturma sonucu “Görev yeri(mi) izinsiz terk ederek bilimsel araştırma yaptığı(m) gerekçesi ile KINAMA cezası” ile cezalandırıldım. Bana yazılan yazıda aynen böyle denilmektedir. İnanıyorum, yazdıklarımı okuyan aklıselim ve vicdanı olan hiç bir kimse yaşadıklarımın/anlattıklarımın doğruluğuna inanmıyordur. Ama, gerçek budur. İlgili belgeler üniversitenin arşivlerindedir. Kaldı ki, eğer istendiği takdirde herkese bu konuda 4982 sayılı bilgi edinme kanunu kapsamında edindiğim belgelerin kopyasını da verebilirim. Verilen kınama cezası için hakkımda açılan soruşturma Bölüm Başkanının yazısı ile açılmış, Dekan tarafından yürütülmüş ve Rektör tarafından cezalandırılmıştır. Yıllar sonra, bana ceza veren Rektör kendisine telefonla bilgi verdiğimi itiraf edip “ilgili makama ve kişiye” yazı yazdı. Fakat kendisine verilen cezada kendi imzasının olduğunu hatırlattığımda ise cevap vermemeyecekti. Evet, öğretim üyesi olarak bilimsel araştırma yaptığımdan dolayı üniversite yöneticileri tarafından kınama cezası ile cezalandırılmıştım. Bana verilen cezanın, Darwin’in TÜBITAK dergi kapağında sansürlenmesinden farkı var mıdır? Kısacası bilim Turkiyede hep yasaklanmıştır.
Amacım, yaşadıklarımı anlatmak değil, aksine, Türkiye’de bilim konusunda yaşanan ikiyüzlülüğü gün yüzüne çıkarmaktır. Bir taraftan, portakalı tanımadan, dünyanın portakala benzediğini anlatırız, diğer taraftan portakalın neye benzediğini anlatmayız/anlatamayız. Ben, dünyanın portakala benzediğini öğrendiğimde portakalı tanımamıştım! Yine, Darwin sansürlendiğinde bilimsel düşünceyi savunacağız diğer taraftan kendi bilim insanlarımızın “bilimsel araştırmalarını” kınama cezası ile cezalandıracağız. Kısacası, vurgulamak istediğim Türkiye’de büyük oranda en azından yönetici düzeyinde olanlar için- Darwin’i sansürleyenler zihniyet ile buna tepki gösterenler arasında bir fark yoktur! Türkiye’de iki farklı TÜBITAK varda ben mi bilmiyorum?

* http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=824417&title=bilim-ve-teknikte-hafta-sonu-darbesi-planlanmis

Yazı kategorisi: Türkiye'de Bilim | Etiketler: , , , | » yorum bırak;