‘Mit’ Kategorisi için Arşiv
MİT’ten 3 manşete YALANLAMA
Yazan: muzunay Ağustos 14, 2008
Yazı kategorisi: Mit | Etiketler: MİT'ten 3 manşete YALANLAMA | 1 Yorum »
PKK-MİT Deşifresi
Yazan: muzunay Ağustos 14, 2008
PKK-MİT Deşifresi
Taha Kıvanç Yazısında…
Taha Kıvanç/Yenişafak
Bir başkadır benim memleketim
Bir dergi “PKK’yı MİT kurdurdu” başlığıyla çıktı geçen hafta. O yetmezmiş gibi, birdenbire, Kesire Öcalan adının merkezinde yer aldığı haberler gazetelere dadandı; Abdullah Öcalan’ın ilk eşi Kesire’nin babası Ali Yıldırım MİT elemanıymış meğer… Kamuoyu tam bunları özümsemeye çalışırken, dün de bir sütunda, “Öcalan’ın PKK’yı evinde kurduğu Pilot Necati” konusu gündeme taşınmasın mı?
Medyayı ve mensuplarını bir an için ‘masum’ olarak görmenizi rica edeceğim. Gerçekten kafaları basmadığı için bu konuları önünü-arkasını düşünmeden yazı veya kapak konusu yapmış olabilirler; Türk medyası öyle sanıldığı gibi IQ’su yüksek, iyi eğitim almış insanlardan oluşmuyor. Bu sebeple, alengirli konuları işleyip duranlara ‘fazla akıllı’ gözüyle bakmanın bir âlemi yok…
Bu sütunun takipçileri ilkemi bilirler: Kendiliğinden masama düşen belgelere ve çaba harcamam gerekmeden öğrendiğim karışık bilgilere ters bakarım ben. Yönlendirme amaçlı ve kötü niyetli bir çaba olarak görürüm bunu. Şimdiye kadar bir kez bile çabasız bir bilgi ve belgeye dayanarak Kulis yazmış değilim. Herhalde bu ilkem bilindiği için, yıllardan beri bana pek yönlendirme amaçlı bilgi ve belge aktarımı girişiminde bulunulmaz.
Her gazeteci benim gibi değildir ve doğrusunu söylemem gerekirse benim gibi olmak zorunda da değildir. Çoğu meslektaş kaynağına güvenerek kendisine gönderileni haberleştirir veya sütununa taşır; ’sayın muhbir vatandaş’ da diyebileceğimiz türden kişiler olmasaydı gazetelerimizin bugünkünün yarısı sayfa sayısıyla çıkması gerekebilirdi. Patronunu sevmeyen muhasebeci, hakkının yenildiğine inanan memur, her konuya ideolojik yaklaşan bürokrat, liderin kuyusunu kazmaya hazırlanan siyasi rakip, hatta haberi zayıf bulunduğu için gazetesinde değerlendirilmeyen muhabir medyamıza ‘kaynak’ teşkil eder…
Bir de tabii ‘bile bile lâdes’ denilen bir ilişki türü var.
Vaktiyle Çetin Emeç’in başında bulunduğu Hürriyet’te “PKK’nın dağ kadrosu yeniden derlenip toplanıyor” başlıklı bir haber çıkmıştı, o toplantıdan çekildiği bildirilen bir fotoğraf eşliğinde… Ertesi gün, o sırada farklı patronu bulunan Milliyet, “Bu bir dezenformasyon” başlığıyla çıktı. Milliyet’e göre, bir gün önce Hürriyet’te yayımlanan fotoğraf yakında yapılmış bir PKK toplantısını resmediyor olamazdı; olamazdı, çünkü o fotoğrafta yer alanların yarıya yakını yıllar önce çatışmalarda hayatlarını kaybetmişti.
İşte o zaman ‘Türk Basın Tarihi’nin en önemli itiraflarından birini okuduk aldatılan gazetenin yayın yönetmeninin kaleminden: “İstihbarat örgütlerinin böyle bir huyu vardır” diyordu rahmetli Emeç, “Büyük kardeşe büyük, küçük kardeşe küçük pay ilkesiyle çalışırlar. Bu sebeple en fazla istihbarat kaynaklı haber bize gelir; ancak kaynağımız olan istihbarat örgütü bu defa bizi yanılttı.”
Ne güzel, değil mi?
“PKK’yı MİT kurdurdu”, “Abdullah Öcalan’ın eşi Kesire’nin babası Ali Yıldırım MİT’çiydi”, ya da “PKK’yı evinde kurduran Pilot Necati MİT’çiydi; Pilot Necati diye bilinen kişinin esas adı İlyas Aydın’dı ve Kızıldere baskınında DHKP-C’cilere ilk erişen kişi de oydu” türü değinilerin şu sırada medyada boy göstermesinin son gelişmelerle ilişkisi mutlaka olmalı, ama ne?
Bu soruyu, cevabını vereceğim için ve cevaba hazırlık olsun diye sormuyorum. Tam tersine, cevabını sizden beklediğim ve vereceğinizden neredeyse emin olduğum bir soru bu. Çünkü 1990′ların başından itibaren, Prof. Muammer Aksoy ile başlayıp Uğur Mumcu’ya, Bahriye Üçok’a, Çetin Emeç’e Ahmet Taner Kışlalı’ya, hatta Necip Hablemitoğlu’na uzanan siyasi suikastlar zincirinin her bir halkasının ardından yazdıklarımı hatırlayanınız mutlaka vardır.
Onları hatırlıyorsanız, sorumun cevabını da biliyorsunuz demektir.
Bugün sizlere vereceğim ipucu şu: PKK gerçekten yok olacaksa, kuruluşu ve sonrasında kurduğu ilişkiler ağı içerisinde yer alan kişiler, örgütler ve kurumlar da ciddi sarsıntılar geçirmeye namzettir. PKK konusunda kesin kararlılık “Nereye kadar giderse gitsin” gözü karalığı olmaksızın gerçekleşemezdi. Hele bir PKK daldan düşsün başka meyveler de onu takip edecektir.
Önceki gün Yeni Şafak’ta çıkan “Kargocu kız DTP yöneticisi” başlıklı haberi kaçırdıysanız bulup okumanızı tavsiye ederim. Kulis tiryakilerini 1990′lara doğru yolculuğa çıkaracaktır o haber. Merak etmeyin, burada konuyu ele alacağım, ama şimdilik şunu bilin: Prof. Bahriye Üçok’a postalanan bombalı paketi teslim alan İstanbul Express kargo elemanıydı Trabzon doğumlu Gülay Calap; kayıplara karışmıştı, şimdilerde DTP’de yönetici olarak ortaya çıkıyor o da…
Ne ilginç bir memleket burası yahu!
Yazı kategorisi: Mit | Etiketler: PKK-MİT Deşifresi | » yorum bırak;
MİT’in Yalanları ve Dehşet Gerçekler
Yazan: muzunay Ağustos 14, 2008
MİT’in en derin adamı “METE BEY”in yalanları kendi ağzından bir bir ortaya çıktı. Geldik PKK ve Hizbullah’la ilgili yalanlara… Okuyacağınız satırlar çok kritik bilgiler içeriyor..
Şamil Tayyar/Star
MİT’çi Mete Bey de Meclis’i kandırmış
Tam 10 yıl önce TBMM Susurluk Komisyonu, ifadesine başvurmak için MİT görevlisi Mete Günyol’u davet etti. Günyol, 1965-1986 arasında MİT’in İstanbul Bölge ve Dış İstihbarat Başkanlığı’nda aktif olarak çalışmış devlet görevlisiydi.
O tarihte hakkındaki iddia şuydu: Abdullah Çatlı’yı ASALA eylemlerinde kullanmak üzere yurtdışına gönderen ‘Mete Bey’ kod adlı MİT görevlisi. Çatlı’nın eşi Meral Hanım’ın 22 Ocak 1997 günü Susurluk Komisyonu’na verdiği ifade, bu şahıs üzerindeki şüpheleri arttırmıştı.
Meral Çatlı şöyle demişti: ‘Bize Fransa’da Mete Ağabey denilen kişi yardım ediyordu. Bir haftalığına Türkiye’ye geldiğimde de yardımcı oldu. Eşimle birlikte yurda dönünce yine Mete ağabey bize ev temin etti, yurt dışına sahte pasaport ile çıkmıştım. Bu pasaport ile İstanbul’dan uçağa bindirilip Viyana’ya gittim. Mete Ağabey denilen kişinin konuşma ve tavırlarından asker olduğunu düşünüyorum.’
Ve Günyol, 2 Mart 1997 günü Meclise geldi ve şöyle dedi: ‘Ben devletin bazı kişileri ASALA veya PKK’ya karşı kullandığını bilmiyorum. MİT, Abdullah Çatlı gibi insanları operasyonlarda kullanmaz. Abdullah Çatlı, Oral Çelik gibi kişileri tanımam.’
Komisyon Başkanı Mehmet Elkatmış ve üye Fikri Sağlar ısrar ediyor: ‘Mete Bey’ kod adı ile Çatlı’yı yurt dışına çıkaran, pasaport temin eden siz misiniz?’ Mete Günyol’un cevabı: ‘Mete Bey’i tanımam.’
Yani o zaman, ‘O Mete Bey, ben değilim’ diyor. Ya şimdi?
Ercan Çitlioğlu’nun ‘Ölümcül Tahteravalli’ kitabı için konuşan Mete Günyol, 10 yıl sonra bakın ne diyor: ‘Viyana’da bir kahvehanede buluşarak konuştuk. Bize çevreyi bilen, devletle ilişkili olmayan, rahat hareket edebilecek, ülkesine bağlı, çıkarlarını düşünmeyen, ketum insanlar gerekiyordu. Çatlı’nın geçmişini ve dosyasını biliyorduk. Daha ziyade istihbari ve lojistik anlamda görev teklif ettim. Kabul etti.’
Daha sonra? Mete Bey devam ediyor: ‘Fransa’ya yerleşmesini sağladık. Kontrolümüzde iken hiçbir yanlışını görmedim. Görevi bittikten sonra da bir kez görüştüm. Benim gerçek kimliğimi hiçbir zaman bilmedi. Bana ‘Albayım’ derdi, çünkü beni askerlikten ayrılmış sanıyordu.’
23 yıl aktif istihbarat elemanı olarak çalıştıktan sonra MİT İstanbul Bölge Başkanlığı’ndan emekli olan Nuri Gündeş de Susurluk Komisyonu’nda ASALA’yı kendi iç çekişmesinin bitirdiğini açıklamış, Can Dündar’ın NTV’de sunduğu programda derin devlet tartışılırken ASALA’yı kendilerinin bitirdiğini söylemişti.
Cevabını aradığım soru şu: Görevdeyken her türlü yalan mubah ise yapılan resmi açıklamalara nasıl inanacağız?
PKK ve Hizbullah itirafı ne zaman gelecek?
Emekli MİT görevlilerinin bu itiraflarına bakıp da sanmayın ki, sadece Ülkücü gençlik kullanıldı. Yakın tarihimiz PKK ve Hizbullah açısından objektif bir gözle irdelendiğinde daha neler görürüz neler…
O nedenle, AK Parti Diyarbakır eski Milletvekili Cavit Torun’un Eve Dönüş Kanun Tasarısı görüşülürken 23 Temmuz 2003 günü şahsı adına Meclis Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmayı çok önemsemişimdir.
Torun, 12 Eylül sonrası Diyarbakır Askeri Mahkemesi’nde görülen PKK davasını anlatırken şu yorumu yapıyor: ‘O günün sanıklarının eylemleri devlete yönelik değildi. İzledikleri strateji, önce diğer Kürt örgütlerini enterne etmekti. Zaten, bir iki yıl içerisindeki çatışmalar sonrasında Rizgari, Ala Rizgari, Kawa, Denge Kawa, Tekoşin, DDKD, DHKD gibi örgütler birer birer ortadan kalktılar.’
Nasıl oldu da bu Kürt örgütleri bir anda PKK karşısında yok olup gittiler? Oysa o güne kadar PKK’nın hiçbir varlık gücü yoktu. Torun şöyle devam ediyor: ‘Bu örgütler, başlangıçta PKK’yı, Kürt hareketini sabote etmek amacıyla kurulmuş derin bir kuruluş olarak değerlendirmişlerdi.’
Sonra şu ilginç iddiayı meclis gündemine taşıyor: ‘Abdullah Öcalan’ın eşi Kesire’nin bir MİT ajanının kızı olması bu iddianın delili olarak gösteriliyor, hatta, Kesire’nin doğum yapmak için Bekaa’dan alınarak Diyarbakır Dicle Üniversitesi Hastanesine getirilmesi iddialara değişik bir anlam katıyordu.’
Diğer örgütler bir bir ortadan kaldırılırken PKK hortlamıştı. Kimileri için artık ‘kontrolsüz güç’tü.
Bu kez sahneye Hizbullah çıktı. Torun: ‘Cami önlerinde sakallı kişiler tarafından bantlar çalınmaya başlandı. ‘Marksist-Leninist felsefenin sahibi PKK, Kürt halkını dinsizleştirip, vatansız bırakma mücadelesi veriyor’ diyen Hizbullah örgütü, savaş kararı alıyordu.’
Sonra? Torun’a göre; Kızıltepe, Nusaybin, Derik, Mardin, Diyarbakır, Çınar, Silvan, Batman ve Kurtalan çevresinde PKK’lı bilinen kim varsa vurulmaya başlandı, failleri ise bir türlü yakalanamadı. Diğer Kürt örgütleri karşısında PKK’yı palazlandıran irade, PKK’ya karşı Hizbullah’ı sahaya sürmüştü.
Mahir Kaynak’ın ‘Devlet olan bitenden en geç bir yıl içinde haberdar olur, sonra olayların önüne geçer ve işi kontrol altına alır‘ sözünü hatırlatan Torun, her şeyin derin devletin bilgisi dahilinde geliştiğini ima ediyor.
Bu konuda benim de ciddi şüphelerim var. Doğrusu merak ediyorum; ASALA itirafı tamam, PKK ve Hizbullah itirafı ne zaman gelecek?
aktif haber
Yazı kategorisi: Mit | Etiketler: MİT'in Yalanları ve Dehşet Gerçekler | » yorum bırak;
