Yazan: muzunay Ağustos 10, 2007
Kendilerine verilen insan gücünü ve parayı ülke savunmasında kullanırlar.
Ama üretimi, rantabilite hesaplarını, sosyal dengeleri, toplumsal huzursuzlukları politik kararlarla yatıştırmayı, insan gücünü yeni değerler yaratmak için kullanmayı, diplomatik ilişkilerin yaratacağı mali avantajları bilmezler.
Bilmemeleri de normaldir çünkü onların görevleri bunları bilmelerini gerektirmez.
Onun için savaş sırasında onların vereceği askeri kararlara hiçbir sivil karışmaz, karışamaz; hangi bataryanın nereye yerleşeceğine, hangi birliğin nereye intikal edeceğine, nede savunma yapılıp nerede saldırılacağını siviller bilemez.
Askerler de hangi sorunların savaşla, hangi sorunların barışla çözümlenmesi gerektiğine, toplumsal sorunlara nasıl çare bulunacağına karışamazlar.
Bizde ne yazık ki bu açık ve net görev bölümünden askerler hoşlanmıyor.
Onlar sivillerin yönetim alanına rahatça dalabiliyorlar.
Bu yüzden de Türkiye’de kolay kolay bir barış havası oluşamıyor.
Neredeyse sürekli bir savaş ortamında yaşıyoruz, hiç bitmeyen tükenmeyen bir “düşman” oluyor hayatımızın içinde, toplumsal sorunlarımıza savaş terminolojileriyle yaklaşıyoruz.
Son olarak Kara Kuvvetleri Komutanı,hiçbir Avrupa ülkesindeki meslektaşının yapamayacağı türden bir açıklama yaptı.
“Cumhuriyetin kuruluşundan beri milletin bütünlüğünü hedef alan 19 saldırı olduğunu söyleyerek” bugün yaşanan “yirminci denemenin de başarısızlıkla sonuçlanacağını” söyledi.
Burada dursaydı bir sorun yoktu.
Ama komutan devam etti:
“Güvenlik güçlerinin 1984’den beri yaptığı mücadele bir silahlı mücadeledir ve bu kanlı terör örgütü yok edilinceye, kırsalda ve şehirlerde terörist kalmayıncaya kadar devam edecektir. Bunun dışında düşünülebilecek diğer bütün hareket tarzları, sadece bu terör örgütüne taviz vermek demektir.”
Yani bir tek PKK’lı kalmayıncaya kadar silahlı mücadele devam edecek.
Bunun dışında bir çözüm arayanlar da “taviz vermiş” olacak.
General, mesleği ve eğitimi gereği sadece karşısındaki gücü yani PKK’yı görüyor.
Koskoca Kürt sorunu da bir “terör sorunu” haline geliyor.
Bunu da silahla halledeceğiz.
Şimdi sormak gerek.
Madem bu sorunu çözmek sadece silahla mümkün, neden aynı sorun 19 defa silahla çözüldüğü halde yirminci defa yeniden karşımıza çıktı?
Madem sorun silahla çözülecek bir sorun, neden 1984’den beri koskoca ordu elindeki bütün silah gücüyle bu sorunu halledemedi?
22 yıldır silahla çözülemeyen sorunu çözmek için bir 22 yıl daha mı harcamak gerekiyor?
Geçtiğimiz 22 yılsa kaç insan öldü ve Türkiye’nin kaç parası bu işe harcandı?
Daha yıllarca silahla çözmeye çalışmamız gerektiği söylenen sorunu çözmek için kaç insan daha ölecek ve kaç para daha harcayacağız?
Generalin bu sorulara bir cevabı var mı bilmiyorum, cevabı olduğunu da sanmıyorum.
Niye aynı sorun yirmi defa hortladı, niye PKK gibi bir örgüt ortaya çıktı diye sorduğunu da sanmıyorum.
Sorunun kaynağı, nedeni generali ilgilendirmiyor.
Ama toplumsal sorunlar bildiğimiz savaşlardan farklıdır, sebebini ve kaynağını bilemezsen çözümünü de bilemezsin.
Onun için zaten Kürt meselesi gibi toplumsal sorunları generaller ve onların silahları çözemez.
Bunu nasıl çözeceğine siviller karar verir.
Ayrıca beni çok şaşırtan başka bir gerçek var.
Orgeneral, mutlaka iyi bir kurmaydır.
“Düşmanının” hesabını iyi anlamak zorunda.
PKK’nın silahlı mücadeleyi kışkırtmak, barış ortamını ortadan kaldırmak için bu kadar çok uğraştığı bir dönemde, karşısındaki “gücün” niye silahı bu kadar çok istediğini hiç düşünmüyor mu?
Yaptığı açıklamanın PKK’nın duymayı çok isteyeceği bir açıklama olabileceği ihtimali hiç mi aklına gelmiyor?
Kürt sorununu silah dışında bir alternatifle çözme fikri belki de PKK’nın hiç istemediği bir şeydir, bu mümkün değil mi?
Sivillerin sorunu silahsız bir şekilde çözme çalışmalarının kaç insanın hayatını kurtaracağı, Türkiye’nin kaç parayı toplumun refahı için harcamasını sağlayacağı hesabını hiç yapıyor mu?
Böyle bir çalışmayı “tavizkarlıkla” suçlama yetkisini generale kim veriyor?
Bir general parlamentonun ve hükümetin vereceği kararlara nasıl müdahale edebilir, nasıl onları suçlayabilir?
Bu sorun silahla ya da silahsız çözümlenebilir… Veya parlamento bir yandan silahlı mücadeleyi sürdürürken bir yandan da silahsız bir çözümün temelini oluşturmak ister.
Bunlardan hangisinin Türkiye için en iyi çözüm olduğuna bir general nasıl tek başına karar verebilir?
Eğer generaller bu konularda tek başlarına karar vereceklerse niye bir parlamentomuz, hükümetimiz ve siyasi partilerimiz var?
Niye seçimler yapıyoruz?
Bence generallerimiz savunma sorunlarımızı halletsinler.
Siyasi kararları da toplumun seçtiği siyasilere bıraksınlar.
Toplumsal sorunları askeri önlemlerle çözmeye çalışmak “yirmi ayaklanma”, binlerce ölü, milyarlarca dolar kayıp yarattı.
Bu tablo, “silah dışında her yönetimi taviz kabul eden” anlayışları bir daha gözden geçirmemiz gerektiğini düşündürmeye yetmiyor mu?
Belki de artık başka yollar aramanın zamanı gelmiştir.
Buna da generaller değil de toplum karar versin.
“Yirmi birinciyi” belki böyle önleriz.
Yirmi tanesinin ortaya çıkmasını önlemeyi askeri yöntemlerle pek beceremedik çünkü.
|
Yazı kategorisi: Genelkurmay Ve Tsk | » yorum bırak;