Muhammed Uzunay | Türkiye Gerçekleri | Hayat,Bilim,Kültür,İnsan…

"Bu denli hastalıklı bir topluma iyi eklemlenmiş olmak, sağlıklı olmanın bir ölçüsü olamaz.Jiddu Krishnamurti

‘Fethullahcılık’ Kategorisi için Arşiv

Cihan hocasını ağlatacak

Yazan: muzunay Haziran 12, 2009

image “O bir iyilik öğretmeni” – Rostislav Rıbakov

Yurtdışında Fethullah Gülen cemaatinin basın sözcüsü gibi çalışan

Cihan Haber Ajansı, Rusya’da faaliyetleri yasaklanan cemaatin aklanması için harekete geçti.

soL (HABER MERKEZİ) Cihan Haber Ajansı (CHA) tarafından 15.05.2009 tarihinde geçilen “Rus aydınlar, Fethullah Gülen’i değerlendirdi” haberinde, Gülen cemaatine ait Diyalog Avrasya dergisinin son sayısında bir grup Rus bilimadamı ve gazetecinin tarihi bir röportaj verdiği öne sürüldü.
“Tarihsel” röportajın aktarıldığı haberde, röportajı gerçekleştiren aydınların Gülen cemaati ile hiçbir ilişkisi olmayan kişiler olarak gösterilmek istenmesine rağmen, Gülen’e soru yöneltmek üzere tercih edilen Rus bilimadamları ve gazetecilerin cemaat ile ilişkileri ortaya çıktı.
Gülen’e soru soran kişilerin başında Rusya Bilimler Akademisi Şarkiyat Enstitüsü Direktörü Rostislav Rıbakov bulunuyor. CHA’nın soyadını Ribakov olarak verdiği Rıbakov, uluslararası Diyalog Avrasya Platformu’nun 2006-2008 yılları arasında başkanlığını yürüten kişi olarak biliniyor. 2008’de başkanlık görevini bırakan Rıbakov, cemaatle ilişkilerini sonlandırmamış, cemaat ile olan ilişkilerine Diyalog Avrasya Platformu’nun onursal başkanı olarak devam ettirmişti.
Ajansın röportajı “tarihsel” olarak sunmasında Rıbakov’un Fethullah Gülen hakkında “o bir iyilik öğretmeni”, “okullarda dostluk, barış, sevgi öğretiliyor” saptamalarının belirleyici olabileceği belirtiliyor.

Akkan’ın geleceği parlak
Haberin altında imzası bulunan CHA’nın Moskova sorumlusu Faruk Akkan, daha önce de Gülen cemaatini Rusya’da şirin göstermek isteyen ve gazeteci etiğine yakışmayan “Rusya’da Türkiye’yi şikâyet eden akademisyenlere büyükelçiden ders”  haberi yüzünden eleştirilmişti. Akkan, bu haberinde Gülen cemaati ve okullarını eleştiren Ankara Üniversitesi öğretim görevlisi Erel Tellal ve Mehmet Perinçek’in büyükelçi ve Rus aydınlar tarafından eleştirildiğini iddia etmişti.

Rusya’nın gözü üzerlerinde 
Rusya Yüksek Mahkemesi, 10 Nisan 2008 tarihinde aldığı karar ile terör faaliyetleri yürüttüğü iddiası ile Gülen cemaatinin Rusya’daki faaliyetlerini yasaklamıştı. Rus Güvenlik güçleri bu karardan sonra düzenlediği operasyonda 9 Rusya, 7 Azerbaycan vatandaşının da bulunduğu 17 kişiyi gözaltına almıştı. Operasyon sonrasında açıklama yapan Rusya Güvenlik Konseyi Sekreteri Nikolay Patruşev, Nurcuların Kuzey Kafkasya’daki politik ve ekonomik durum ile bilgiler topladığını ve bölgedeki gençleri kendi ilkeleri doğrultusunda eğitmeye çalıştıklarını söylemişti.
Rus Gizli Servisi FSB’nin, Rusya Federasyonu’nun ulusal güvenliğine aykırı öğretim faaliyetleri içinde olmakla, okullarda çalışan öğretmenlerin ajanlık yaptığı ve Türk cumhuriyetlerinde bazı darbe girişimlerine katılmakla suçladığı cemaatin 2001 yılından bu yana 16 okulu kapatılırken, onlarca öğretmeni sınır dışı ettiği biliniyor. 
Fethullah Gülen Cemaatinin, son zamanlarda “Rus aydınlarla” iletişimini arttırarak Rusya’nın bu politikalarına karşı kamuoyu oluşturmaya çalıştığı gözleniyor.

 

Sükyanin’in sözlerine Arapça çeviri
Rıbakov dışında toplantıya katılanlardan Rusya Ekonomi Üniversitesi Hukuk profesörü Leonid Sükyanin, “Gülen’in gizli ajandası yok”, “eserlerini Rusya’da tercüme etmek gerekir” ifadelerini kullanıyor. Rusya Bilimler Akademisi Şarkiyat Enstitüsü öğretim görevlisi Nadejda Emelyanova olumsuz düşüncelerin eksik bilgiden kaynaklandığını öne sürerek Gülen’in düşüncelerini “hayata geliş gayesini idrak ve rızaya ulaşmaya çalışma” olarak tanımlıyor. Emelyanova’nın röportajda söylediklerinin neden Osmanlıca-Arapça kelimelerle çevrildiği ise anlaşılamadı. 

Yazı kategorisi: Fethullahcılık | Etiketler: , , , | » yorum bırak;

HAZRETİ FETHULLAH MI?

Yazan: muzunay Ağustos 5, 2008

HAZRETİ FETHULLAH MI?

 

Hazreti Fethullah mı?

 

Basında Fethullah Gülen hoca efendi hazretleri ile ilgili haberlerden geçilmiyor.

1. İngiliz Prospect ve Amerikan Foreign Policy dergilerinin düzenledikleri internet araştırmasında hazret çağımızın 100 düşünürü arasında 1. oldu. Helal olsun hazrete…

2. Yargıtay Ceza Genel Kurulu alt mahkemenin aklama kararını onadı. Gözü aydın olsun hazretin…

3. 1999’dan beri ABDde yan gelip yatan hazretin özel akademik ve bilimsel başarı sahiplerine verilen süresiz oturma ve çalışma izni istemini FBI ve İçişleri Bakanlığı reddetti. Hazretin bir ay içinde ABDyi terk etmesi olasılığı belirdi.

Fotoğrafçı arkadaşların deyimiyle bu üç olaya zoom yapıp içeriklerine göz atalım.

1. Prospectin Yazıişleri Müdürü David Goohart bakın Guardian gazetesine ne diyor: Adını sanını duymadığımız bir insanı 1 numaralı düşünür yaparken, ne kadar gülünç duruma düştüğümüzü anladık. Meğerse Gülenin gazetesi Zaman, yandaşlarına oylamayı tıklatıp bu sonucu yaratmış!” Orhan Pamuk, hazretin destekçilerince 4. yapılmasına üzülmüştür. 2. olması gerekmez miydi?

2. Yargıtay Ceza Genel Kurulu hocayı laikliğe aykırılık suçlamasından dolayı değil, terör bağlantılı suçlu oluşuna ilişkin kanıt bulunamadığı için akladı. Dolayısıyla laikliğe aykırı davranışları her an yargıda gündeme gelebilir.

3. CIAnın Türkiyedeki olayları parmaklayan adamı olarak bilinen Graham Fullerin, Yunan kökenli CIAdan George (Yorgo) Fidasın, Ortodoks rahip Aleksander Karluçosun, ABDnin eski Ankara Büyükelçisi Morton Abrahamovichin FBI ve İçişleri Bakanlığına hamili kart sahibi adamımızdır dedikleri hazretin başvurusu reddedildi. Gerekçede, hazretin akademisyen olmayıp parayla satın aldığı bazı akademisyenlere hakkında ve hareketi ile ilgili yazılar yazdırdığı, dinsel kişiliğinin laiklik ve dinsel hoşgörüyü harmanladığı savının inandırıcı olmadığı vurgulandı. Hazretin takıyyeciliği ABDde de tescil edildi. Avukatları yeni bir başvuru yaptılar. Hazretin ABDde, ağzından ABDnin Müslüman Afganistan ve Irak işgali hakkında tek bir kınamasını duydunuz mu? Bu nasıl bir Müslümanlık dayanışması?

ABDde kalmak için başvuran hazret, gösterişsiz biçimde Türkiyeye dönme hazırlığı yapıyormuş. Kendisi Humeyni gibi değil kendim gibi dönerim diyormuş. Anayasa Mahkemesinin AKP ve ABD federal mahkemesinin de hakkında vereceği kararlara göre Türkiyeye Fethullah Gülen hoca efendi hazretleri olarak değil de bir peygamber gibi Hazreti Fethullah olarak dönecek demektir. Hepimizin gözü aydın…

Özgen ACAR

Cumhuriyet,27.06.2008

Yazı kategorisi: Fethullahcılık | » yorum bırak;

Fethullah Örgütlenmesi

Yazan: muzunay Ağustos 5, 2008

Fethullah Örgütlenmesi
(İbret verici)
ŞAKİRT ANLATIYOR

 

Ben bir “ortaokul şakirt”iyim, yani en kıdemli Fethullah talebelerinden biriyim. Aşağıda anlattıklarımı bizzat yaşadım. Sizinle paylaşmak için yine kendim yazdım.

1990′lar ;
 
Orta birinci sınıftaydım ve Cuma namazlarına düzenli olarak giderdim. Beni aynı semtte bulunan okulumdan ve gittiğim camiden takip ederek fişleyen ve bir gün okul bahçesinde top oynamak bahanesiyle yanıma gelen o kişi ilk “ağabeyim” idi. Daha sonra bana ve okuldan seçtikleri fen, matematik ve Türkçe derslerinin toplam notu 21(10′luk sisteme göre) olan arkadaşıma cami kütüphanesinde ders vermek bahanesiyle yakınlık gösterdiler. Yakınlık daha bir samimiyete dönüşünce evlerine davet ettiler. Dersler evde devam etti. Bu arada bizimle oyunlar oynuyor ve bol bol sohbet ediyorlardı. Baştan futbol içerikli bu sohbetler yavaş yavaş dini mevzulara geldi.

Allah’ı tanımak, namaz kılmak derken “Öretmenin Not Defteri” gibi kitapları okumamızı istiyorlardı. Buna “Sızıntı” okumaları ve adını henüz bilmediğimiz o hocanın banttaki ses kaydını toplu olarak dinlemelerimiz eşlik etti. Bize yeterince itimat kazandıklarında o sesin “Hocaefendi”ye ait olduğunu ve kendisinin çok “mübarek” bir insan olduğunu anlattılar.
 
Artık “işi” biliyorduk ve bize adam lazımdı. Okuldaki arkadaşlarımızı nasıl “kafalayarak” ağabeylerin huzuruna getireceğimizi öğrenmiştik. Yıllar orta üçüncü sınıfa getirdiğinde bizi artık sınavlara hazırlanma vakti de gelmişti. Bu tarihlerde Kuleli Askeri Lisesi’ne girmenin ne kadar önemli ve saygın bir iş olduğu sürekli telkin ediliyordu bize. Derken tanıdığımız birkaç arkadaşımız orayı kazandı. Biz ise devlet lisesine devam ettiğimizde okuldan arkadaş “kafalamak” en büyük hedefimiz haline gelmişti. Okulumuzun hemen yanında bulunan “nur evi”ne ders çalışma bahanesiyle getirdiğimiz arkadaşlarımıza yemekler veriyor onları mümkün olduğunca bu evlerde tutmaya çalışıyorduk. Bu kişilerle okulda ve başka yerlerde de “ilgileniyor” yörüngemizden uzaklaştırmamaya çalışıyorduk. Bunların durumlarını her hafta düzenlenen “istişare” toplantılarında ağabeylerimize anlatıyorduk. Onlar da bize ne yapmamız gerektiğini, hangi yolları adım adım takip etmemiz gerektiğini, yapmamız gereken jestlere ve takınmamız gereken mimiklere kadar anlatıyordu.
 
Yılsonlarında gelen “Sızıntı koçanları”nı bitirmemiz ve onlarca, hatta yüzlerce kişiyi Sızıntı’ya abone etmemiz her birimizden bekleniyordu. Biz ise kimisinin parasını kendi cebimizden vererek bu en kutsal yolda birbirimizle kıyasıya yarışıyorduk. Zaman aboneliği de yine bu şekilde cereyan ediyordu. Haftada okumamız gereken Kuran miktarı, Risale-i Nur ve Hocaefendi Kitapları(Pırlanta Serisi) miktarı belliydi. Bunlara ek olarak o zamanki adı “Tuna Kırtasiye” olan “NT Mağazaları”nda kaçak olarak çoğaltılan ve ağabeyimizin adını kullanarak arka bölümden aldığımız “Hocaefendi Vaaz Kasetleri”nden de ağabeyimizin seçtikleri doğrultusunda dinlememiz isteniyordu. Bunların hepsinin ortak adı “keyfiyet” idi. Bunu bir çetele halinde ağabeyimize her haftaki “istişare” de sunmamız isteniyordu.
 
Hiç müzik dinlemezdik, kola içmezdik ve hep kumaş pantolon giyerdik. Kız arkadaşımız asla olmazdı, okulda yüzlerine bile bakmazdık. Sokakta hep yere bakarak ve hızlı hızlı yürürdük. Ağabeyimizin dedikleri ana-babamızdan önemliydi. Mehmet Kafkas’ın “Geçmişi Bilmek” ve “Milli Mücadelede Öncüler” adlı kitaplarını okuyorduk. Atatürk masondu, deccaldı. Atatürk Kemal’di, Kemal Ağa idi. Atatürk baş eğlencemizdi.

Okuldaki hocaların bazısı “duruma uyanmıştı”, biz “tedbir dairesini” genişleterek okuldan çıkınca arka sokaktan dolaşarak nur evine gidiyorduk, içeri birer ikişer giriyorduk ve asla toplu çıkmıyorduk. Bize göre iki çeşit adam vardı; “müspet ve solcu”. Solcunun bir adı da “kom”du. Kom, “komünist”in kısaltılmışıydı. Ve okuldaki bazı hocalar komdu. Özelikle de felsefeci.
 
Üniversite hazırlık dershanesi olan Fem’e lise ikinci sınıfta da kayıt yaptırdık. Amaç hem iyi bir üniversite hem de “hizmet” para kazansın idi. Ortaokuldan beri ailelerimizi alıştırdığımız “ağabeylerle ders çalışma” için onlarda kalmaya gitme faaliyetlerimize ayrı bir önem vermeye başlamıştık. Bu kalma dönemlerine biz “kamp” diyorduk. Kamplarda ders çalışılır ve uzun vadeli projelerimizi ağabeylerimize anlatarak onların direktifleri doğrultusunda yaşamımızı planlardık. Ailelerimizle ağabeylerimizi ne zaman ve nasıl tanıştıracağımızı ve her iki tarafın ne yapması gerektiğine varıncaya kadar her şey planlanırdı. Öyle ki tüm bu insanlara bir üstündeki “not” verirdi.
 
Evlerin bir imamı vardı, yani evden sorumlu olan kişi. İki ya da üç ev bir semte ve semt imamına bağlıydı. Semtler bölgelere, bölgeler büyük bölgelere, büyük bölgeler ilçelere, ilçeler şehirlere, şehirler ülkeye, ülkeler kıtalara, kıtalar da en sonunda Hocaefendi’ye bağlıydı. Hatta öyle ki O Muhterem Zat’a Dünya yetmez ve evrende başkaları da varsa oraları da “hizmet”e katmak için ne gerekiyorsa yapılmalı idi. Bu insanların hepsi birbirini denetler, not verir ve bir üstündekine durumu iletirdi. Yani şıkır şıkır işleyen koskoca bir sistem vardı.
 
Lise sonda Fem’in yurdunda kalmaya başlamıştık. Çekebildiğimiz kadar arkadaşı Fem’e kayıt ettirmiştik nasıl olsa sonra “ilgileniriz” diye. Yurtta, odadaki durumdan pek haberi olmayan diğer kişileri de namaz kılma, çay içme ve türlü türlü bahanelerle yanımıza çekmeyi başarıyorduk. Yani ağabeylerle danışıklı dövüş şeklinde “adam kafalama” tüm hızıyla devam ediyordu. Her birimizin “ilgilendiği” arkadaşlar da zamanla “şakirt” olma yolunda ilerliyordu. Ağabeylerimizin düzenlediği maçlar, mangal partileri, çiğköfte partilerine artık not ortalamasana falan da bakmaksızın İslami görüşe yakın ailelerden çocukları seçerek getiriyorduk. Kola serbest oldu, kot pantolon giydik.
 
28 Şubat sürecinde Hocaefendi’nin video ve ses kasetlerini, kitaplarını evlerden alarak kendi evlerimizde sakladık ve evlere Atatürk ile ilgili kitaplar doldurduk. Evlerin çoğu yer değiştirdi. Bazı ağabeylerimiz “tedbir” gereği takma isim kullanmaya başladı. Cep telefonlarının pilini istişarelerde söktük. Telefonda “Hocaefendi, hizmet, sohbet” gibi kelimeleri kullanmayı yasakladık. Bunların yerine “maç yapmak, çay içmek, çorba içmek” gibi önceden kodladığımız fiilleri kullanmaya başladık. Aslında yapılan her şey “istişare” adı altında yukardan gelen emirlerin bize verildiği toplantılarda kararlaştırılıyordu. Yani “istişare” yoktu, belki teferruatta vardı, ama her şey bir emir zinciri vasıtasıyla bizim önümüze konuyordu.

2000′ler ;
 
Üniversiteye girince artık biz de “ağabey” olmuştuk. Evlerde kalmaya ve sistemi bizzat kendimiz daha büyük sorumluluk üstlenerek yürütmeye başlamıştık. Talebelerimiz vardı, onlarla ilgileniyorduk. Aksiyon okuyorduk, artık bandrollü ve sakıncalı yerlerinden temizlenmiş Hocaefendi kasetlerini koli koli alarak herkese ama herkese dağıtıyorduk. Hocaefendi hakkında yine “hizmet”in başka yayın evlerinden çıkmış kitapları “mütevelli olmuş esnaf ağabeylerimizin” katkılarıyla kolilerce alıp dağıtıyorduk. Kitaplar binlerce satıyordu. Ramazanda zekât, kurban bayramlarında deri topluyorduk, kurbanlık parası topluyorduk. Amerika’dan, Hocaefendi’nin yanından gelen ağabey gelmişti bir seferinde. O anlatıyordu biz ağlıyorduk. Ardından adam başına toplayacağı büyükbaş kurbanlıkların sözünü almaya ve kayıt ettirmeye başlamıştı. Her birimizden 60-70 belki de 100-120 büyükbaş kurban parası getirmemizi istiyor ve pazarlık bu rakamlardan açılıyordu.
 
Bazı tanıdıklarımızın yaptığı hiçbir iş yoktu. Evde de kalmazdı. Sonradan bu kişilerin görevinin “çok özel” olduğunu öğrendik. Bunlar Türk Silahlı Kuvvetleri’ne girmek üzere olan öğrencilerle askeri okuldayken “ilgileniyorlar” idi. Hocaefendi’nin “en önemli on görevden biri” saydığı bu iş için seçilmiş insanlardı.
Hepimizin en nefret ettiği yer Ordu idi. Bir toplantımızda bir ağabeyimizin Ordu, Danıştay ve diğer “solcu” kurumlar için yaptığı tanımlama ilginçti. Ağabeyimiz bu gibi kurumlar için “artık fitne kurumlaşarak üzerimize geliyor, biz de bir an önce kurumlaşarak karşı koymalıyız” diyordu. Gazetemizi sürekli okumamız gerektiği de bir diğer telkin idi. Özkök Paşa’nın Genelkurmay Başkanı olacağı günleri ip ile çekiyorduk.
 
Aksiyon Dergisi’nin bir sayısında “Ergenekon” diye bir grup kapak yapılmıştı. Bu sayıdan çok sayıda fotokopi çekerek hepimizden okumamız istenmişti. Yazıda, devlet içinde gizli bir birimin oluşturulduğu ve bu birimin amacının Arjantin benzeri sosyal patlamaların önüne geçmek, devlete zarar verebilecek oluşumlara müdahale etmek olduğu yazılıydı. Ağabeylerimiz bunun bize de müdahale edeceğini söylediler. Bu benim için bir dönüm noktasıydı.
 
Biz bu devletin bekasına, milletin dertlerine derman olmaya çalışmıyor muyduk? Bizi solcular engellemiyor muydu? Bizim mücadelemiz iman kurtarmak değil miydi? Bize ne toplumsal patlamaların önüne geçmek ve devleti korumak için kurulmuş bir gizli teşkilattan? Devlet hepimizin devleti değil miydi, neden korumasınlar ki? Hem bize ne diye düşman olsunlar ki?
 
Uyanışım;
 
Artık her şey saçma geliyordu bana. Biz bir emir kuluyduk ve ne denirse yapıyorduk. Çünkü toplu olarak cennete girecektik. Sorgulama yoktu, körü körüne bağlanma ve emri ne kadar çabuk yerine getirdiğine bağlı olarak sahte bir samimiyet vardı. Ama bu sahtelik genellikle bize emir verenler ve onların üstünden başlıyordu. Tabanı samimi ve bir o kadar da cahil (beyni etkisizleştirilmiş anlamında) insanlar oluşturuyordu. Bu insanlar dürüst, çalışkan ve edepli insanlardı. Ama uyuyorlardı. Üstelik biz uyutmuştuk yıllarca çocuklarını, kendilerini, karılarını, tüm yakınlarını.
 
Sırf “solcularla” inatlaşma uğruna yaptığımız birçok saçma iş vardı. Bunlara en iyi örnek Yeni Yüzyıl gazetesinde Hocaefendi’nin röportajının çıktığı zamandı. Bu gazeteyi sırf solcular “Hocalarının röportajına bile sahip çıkmıyorlar” demesinler diye balya balya aldık ve Zaman gazetesinin depolarında çürümeye bıraktık, sonra da imha ettik. Bazı yerlerde Zaman gazetesinin içine koyarak dağıtıldığını duyduk. Gazete hiçbir yerde bulunmaz olmuştu. Üç günlük röportajı on beş güne yayarak ve tirajını da ona katlayarak gazete büyük kar etti sayemizde. Bir sefer de Süleyman Demirel’in Fatih Üniversitesi’nin açılışında “burayı doldurabilir misiniz” demesi üzerine iş-güç, okul-sınav demeden koştuk ve doldurduk orayı. Hocaefendi istiyor diye daha yeni okuduğumuz kitapları bir kere daha okuduk. Hocaefendi çağırıyor diye pılımızı, pırtımızı topladık Amerika’da yaşamaya gittik bazılarımız. Buna da “hicret” deniyordu. Bir keresinde, bir arkadaşıma giden biri hakkında ne zaman döneceğini sorunca bana güldü ve dedi ki “hicret bu, dönmek olur mu?”. Benim bildiğim hicret sayfası dinen kapanmıştır. Hele Türkiye gibi ibadetlerinizi rahatça yapabildiğiniz bir ülkede.
 
Merakım şu: Türkiye’de halkın %99′u Müslüman. Amerika ise kendi deyimiyle Müslümanlara karşı bir haçlı savaşı başlatmış durumda. Nasıl oluyor da burada rahat olunamıyor, lakin orada istediğimizi yapmamıza izin veriliyor? ABD her yere ajanlar sokarken, iki kişi bile kendi karşısında ciddi bir şeyler yapmaya kalktığında haberi olurken bu nasıl denli büyük bir oluşuma müsaade ediyor? Üstelik bu oluşumun biricik görevi insanları Müslüman yapmak iken. ABD’nin yoksa insanları Müslüman yapmak gibi bir gizli amacı mı var? Yoksa Hocaefendi ABD’nin de mi üzerinde büyük bir güce sahip ki bizimle uğraşamıyor? Garip işler bunlar. Bizden ABD’ye hicret etmemizi Fatih Koleji’ndeki bir barkovizyon gösterisi sonrası Hocaefendi’nin yanından gelen bir ağabey istemişti. Ben de düşünmüştüm; bu resmen bir beyin göçü ve sermaye göçü… O zamanlar Hocaefendi için evden bile dışarı çıkmıyor denmişti. Ağabeylerimiz diyormuş ki “hocam zaten çok hastasın, bari bir çık bahçede dolaş” ama Hocamız hiç çıkmıyormuş. Aynı yıllarda yeşil.org adlı internet sitesinde Hocaefendi’nin boy boy dışarıda çekilmiş resmi yayınlanıyormuş da haberimiz yokmuş. Biz Hocamız’a üzülüp dua etmekle vaktimizi geçiriyorduk. Bir de tabi gelen emirleri eksiksiz yapmakla.
 
Hocaefendi’nin Latif Erdoğan’a yazdırdığı “Küçük Dünyam” adlı kitabından en az bir kere yazılı sınav olmamış şakirt tanımıyorum ben. Anlamadığım bir nokta da bu işte. Yani sen ta Amerikalardan “diğergamlık” üzerine, “hizmette önde mükâfatta geri durma” üzerine göğüslerimize salvolar savur, sonra da çıkıp kendini anlatan kitaptan bizi belki beş belki on kere imtihan et. “İmtihan Dünyası” bu olmasa gerek. Halen “hizmette” aktif olan ve son derece de teslimiyetçi bir arkadaşım bir seferinde şunları söylemişti, ben de yanlışı o zaman fark etmiştim: “ne bu Hocaefendi, Hocaefendi ya… Allah var, Peygamber var ya”
 
Hocaefendi, Hocaefendi, Hocaefendi… “Hocaefendi ne diyor bu konuda, Hocaefendi’nin çok mühim tespitleri var bu konuda, Hocaefendi bugün ne diyor, Hocaefendi’nin dediklerini artık herkul.org sitesinden günü gününe takip edebileceğiz arkadaşlar, Hocaefendi çok ciddi uyarıyor, Hocaefendi çok mübarek, Hocaefendi bizzat ilgilenmiş, Hocaefendi adını bizzat kendi koymuş, Hocaefendi derhal yapılsın istemiş, Hocaefendi, arkadaşlar dikkatli olsun demiş, Hocaefendi, arkadaşlar artık evlensin demiş, Hocaefendi, çocuk yapın demiş, Hocaefendi, ÝÞHAD’ı güçlendirin demiş, Hocaefendi, gazete tirajının bu haliyle karşıma çıkmayın demiş, Hocaefendi başı açık “ablalar”la da evlenilsin istemiş, Hocaefendi, bir dua etmiş maçın ikinci yarısı Galatasaray iki gol atarak Real Madrid’i devirmiş, Hocaefendi, Allah depremde İkitelli Medyası’nı “çiftetelli” gibi sallardı ama içlerinde mübarek gazeteler de var demiş, Hocaefendi üzülmüş, Hocaefendi çok kederlenmiş, Hocaefendi hastalanmış, Hocaefendi, Asya Finans Kredi Kartı alın demiş; Ulusal Televizyon ihalesi yapılacağı gün Asya Finans’ın kasasında o kadar para yokmuş, para lazımmış, Hocaefendi şunu demiş, Hocaefendi bunu demiş…” Bu konuşma tarzına sıradan bir “ışık evi”nde her gün rastlayabilirsiniz.
 
Nurettin Veren’e gelince; “o ne pis bir adam öyle, tipi kayık, pis bir çıkarcı o, yalancı herifin teki” gibi yakıştırmalar yapıyorlar. Ve size şu kadarını söyleyeyim, bu insanları asla şartlandırıldıkları haricince bir şeye inandıramazsınız. Bekli size abartı gelir ama ben biliyorum ki Hocaefendi bugün atlayın ve ölün dese sayıları binlere varabilecek kadarı bu emri de hiç çekinmeden yerine getirir. Nurettin Bey bu konuda ne söylese azdır. Hiçbir şey bu gerçek kadar sıra dışı değildir, yine bu gerçeğin tasvirleri bile.
 
Sonuç ;
 
Aklı başında herkesin de anlayabileceği gibi bu bir karşı devrim örgütlenmesidir. Devlet içinde koskoca bir devlettir. ABD ve AB çıkarlarına koşulsuz hizmet etmektedirler. Ayrıca birçok yerde yazıldığı gibi dergileri, radyoları, televizyonları, üniversiteleri, vakıfları, ışık evleri vs. her şeyleri vardır. Öyle ki savcıları, kaymakamları, valileri, emniyet müdürleri, öğretmenleri, doktorları, istihbaratçıları (ki bu konuya doymak bilmeyen bir iştahla yanaşmaktadırlar), askerleri, milletvekilleri, bakanları vardır. Hemen hemen her büyük partinin de desteği ile bu noktalara gelinmiştir. Bence yegâne çözüm bu örgütün tüm malvarlığına el konmasından geçer. Ama sorun şu ki; kim koyacak?
 
Diğer insanlardan tüm bu olan biten son derece profesyonelce saklanmaktadır. Hatta çıkan yalan haberler bile buna en güzel şekilde hizmet etmektedir. Yok, Fethullah komandoları varmış; yok, kendilerini patlatacaklarmış, yok, hücre evleri varmış; tabancalar, tüfekler, bombalar varmış… Bu atmosfer onlara en çok yarayan ortamı oluşturuyor ve kendilerinin terörist olmadığını “muhabbet fedai”leri olduğunu insanlara yaymalarına yarıyor.
 
Bu kişilerin ne yapmaya çalıştıkları çok iyi bilinmeli ve o kanaldan mücadele verilmelidir. Örgüt deşifre edildiğinde, ABD yerine başkasını bulmak için faaliyete geçecektir ve bu zannımca on yıl on beş yıl kadar bir zamanı alacaktır. Bu bir bölünme süreci olarak da yansıyabilir Fethullahçılara. Çünkü kurulu mekanizma en güzel şekilde işletilmektedir. Bir daha böyle bir mekanizmayı kurmak çok çaba gerektirir. Bölüp bir kısmını yine ABD emriyle kamuoyunda kötülemek diğer kısmıyla yola devam etmek ile de bu mücadeleyi verebilirler. Her ne yapılacak ise bu darbeden hemen sonra yapılmalıdır. Yani bir daha güçlenmesine fırsat verilmeden “meydana getirdiği boşluk” doldurulmalıdır. Ama dediğim gibi ilk iş; oyunu açığa çıkarmak ve “Ağababası” olan ABD’nin işlerliğini yitiren bu beşinci kolunu gözden çıkarmasını beklemek olacaktır…

Yazı kategorisi: Fethullahcılık | » yorum bırak;

FETULLAH GÜLEN GERCEGİ

Yazan: muzunay Ağustos 5, 2008

“Nihai hedefe ulaşana kadar, her yöntem ve yol mübahtır. Bunun içine yalan söylemek ve insanları aldatmak da girer. Yeter ki, ‘hizmet’ kesintiye uğramasın. Hizmet denilen çalışmanın en büyük özelliği, sessiz ve derinden olmasıdır. Bu gizlilik de güçlü oluncaya kadar devam edecektir. Cemaatin temel felsefesi budur…”

 

 

Öğe Başlığı Okunma
TELEKOM’DAN GÜLEN SPONSORLUĞU 464
HOCA EFENDİ KUŞ MİSALİ! 532
KUTLU DOĞUM HAFTASI NEYiN NESi? 4267
EMNİYETTEKİ FETHULLAHÇI LİSTE KRİZİNİN GERÇEK YÜZÜ! 1476
ÖNCE ALIŞTIRMA – SONRA UYUŞTURMA… 486
TRT’de FETHULLAH RÜZGARI 1314
GÜLENCİLERDEN ERMENİ VE RUM DESTEKÇİSİNE ÖDÜL 510
MÜSTAKBEL PEYGAMBERİN ŞİRKETLERİ 1716
GÜLEN İMPARATORLUĞU! 1206
‘GÜLEN HUMEYNİ GİBİ’ 481
‘FETHULLAHÇILIK İHANET ŞEBEKESİ’ 789
FETHULLAH GÜLEN HOCAEFENDİ’YE MEKTUP 1416
FETHULLAHÇI GLADYO… 1844
PEYGAMBERCİLİK OYUNU 1935
VAROLUŞÇU FETHULLAH GÜLEN 986
BİR FETHULLAH GÜLEN YARATMAK 1544
GÜLEN CEMAATİNDE ABİLİK YAPIYORDUM… 6342
ŞAKİRT ANLATIYOR 4264
ERGENEKON İŞİNDE GÜLEN ADI 2387
EMNİYETTEKİ FETHULLAH YAPILANMASI İLE İLGİLİ DOKÜMANLAR 2771
FETHULLAHÇI SERMAYENİN GÜCÜ 3094
FETHULLAH GÜLEN DÖNMEK İÇİN NE BEKLİYOR? 3277
F.GÜLEN : BAŞÖRTÜSÜ FÜRUATTIR 2682
AVUSTRALYA’DAN GÜLEN’E AÇIK DESTEK 1057
GİDERLER ‘CEMAATTEN’ 1357
KATOLİK ÜNİVERSİTESİ’NDE GÜLEN KÜRSÜSÜ AÇILIYOR 944
FETHULLAHÇI ALTAN’IN ‘TARAF’I 2145
AZERBAYCAN, SAMANYOLU TV’Yİ KAPATTI 2613
FETHULLAH GÜLEN HAREKETİ VE YENİ SOĞUK SAVAŞ 1431
GÜLEN ŞOVUNA AKADEMİK KILIF 883
LORDLARIN GÜLEN ‘SEVGİSİ’ 1021
BİR EMPERYAL PROJE DİNLERARASI DİYALOG 860
FETHULLAH’IN “DİYALOG” DEDİĞİ MİSYONERLİK ÇIKTI! 1585
KRALİÇELERİNİN FETHULLAH’I 1465
GÜLEN’İN LONDRA ÇIKARTMASI 667
GÜLEN KÜRSÜSÜ’NÜN KATOLİKLİĞE BAĞLILIĞI! 1494
FETHULLAHÇI MÜSLÜMANLAR UYANIN! 2801
FETHULLAH GÜLEN VE ILIMLI İSLAM 1878
FETHULLAHÇI SERMAYE… 1657
‘GÜLEN CEZALANDIRILMALI’ 1284
İFTARDA GÜLEN PANİĞİ 1267
FETHULLAH GÜLEN’E YENİ ROL MÜ… 1039
“FETHULLAH GÜLEN MÜSLÜMAN DEĞİL!” 8343
VAY VAY VAY!.. 2375
FETHULLAH’IN GÜCÜ… 2597
CIA TÜRKİYE RAPORU 2707
FETHULLAH GÜLEN KIBRIS’A GÖNDERİLİYOR 1594
GÜLEN’DEN MATEMATİK DERSİ 2318
“HOCAEFENDİ”LERE ÇAĞRI 1761
FETHULLAH’A 16. DARBE 1921
 

 

 

 

 
  Okunma
MEŞHUR FETHULLAH FİŞLEMELERİ 2487
“TÜRKİYE’DEKİ EN BÜYÜK AMERİKANCI GRUP” 1412
CUMHURİYET DÜŞMANLIĞI VE CUMHURBAŞKANLIĞI MAKAMI 1490
FETULLAH GÜLEN’DEN SINIR ÖTESİ OPERASYON! 1506
FETULLAH GÜLEN’İN ATATÜRK DÜŞMANLIĞI 9857
FETULLAH GÜLEN HAREKÂTI 1419
F.GÜLEN’İN YENİ DİN FETVALARI… 2076
FETHULLAH CUMHURİYETİ 1422
ERDOĞAN’IN GÜLEN RİCASI 2493
F. GÜLEN’İN YEDEĞİNDEN FETVALAR 2009
AYETULLAH FETHULLAH!.. 1009
F. GÜLEN VE CEMAAT, NEREDEN NEREYE… 2486
ÖZETLE “FETHULLAH GÜLEN” 4209
AJAN ŞEBEKESİ: FETHULLAH CEMAATİ 5087
BİR HAYATIN ANATOMİSİ 1191
GÜLEN’İN ‘ARACILARI’ ASKERLERİ HEDEF ALDI 1313
“HİPNOTİZE EDİLMİŞ İNSAN” FABRİKASI CEMAATEVLERİNDEN BİR ÖRNEK… 5080
FETHULLAH’IN COPLARI -2 1797
ABD’NİN GÜDÜMÜNDEKİ NURCULUK 2014
FETHULLAH’IN COPLARI -1 3401
ASKER KARŞITI EYLEMLER UTAH’TAN 1135
RÜYA TABİRLERİ SİTESİNE DE BAKMAK LAZIM! 1048
FET(H)ULLAH GÜLEN VE MAKYAVELİZM 1410
ŞARK MESELESİNE ABANT KILIFI 1243
“TAKİYYE YAPIYORUZ: ASLINDA ŞERİAT İSTİYORUZ” 928
‘FETHULLAHÇILIK İHANET ŞEBEKESİ’ 1224
ORGANİZE SUÇLAR VE FETHULLAHÇILAR 940
ETKİ AJANLARI – NÜFUZ CASUSLARI VE FETHULLAHÇILAR RAPORU 1117
ÜCRETSİZ KURSLARDA FETHULLAH İZİ 813
ABANTÇILAR NEREYE KOŞUYOR ? 675
BOP TAŞERONU 811
GÜLEN’İN DERSHANELERİ 2705
MEDENİYETLER BULUŞMASI – İSLAM ve ‘HOCA EFENDİ’NİN BU KONUDAKİ TUTUMU 714
TÜRKİYE’NİN YENİ ‘FETRET’ DÖNEMİ, ILIMLI İSLAM, F.GÜLEN VE AKP 730
DEPREM FELAKETİ VE FETHULLAHÇILAR: FETHULLAH GÜLEN, MEMLEKETE HOŞ GELDİN!.. 836
32.GÜN PROGRAMINDA NELER OLDU? 1260
GÜLEN’İN YENİ HEDEFİ AFRİKA 1042
FETHULLAH GÜLEN YAPILANMASININ TEHDİT POTANSİYELİ VE VARİSLERİ 1433
FETHULLAH GÜLEN’İN SERÜVENİ-1 1710
FETHULLAH GÜLEN’İN SERÜVENİ-2 902
FETHULLAH GÜLEN’İN SERÜVENİ-3 2165
FETHULLAH GÜLEN’İN SERÜVENİ-4 918
FETHULLAH GÜLEN’İN SERÜVENİ-5 1116
FETHULLAH GÜLEN’İN SERÜVENİ-6 1428
BİR FETHULLAH CEMAATİ MAĞDURU 2275
ÖZGEÇMİŞİ 2053
AMACI VE STRATEJİSİ 934
SİYASİ TUTUM VE DAVRANIŞLARI 746
TEŞKİLATI 949
FETHULLAH ŞEBEKESİNİN BAĞLANTILARI

 

 

 

 
Öğe Başlığı Okunma
YURTİÇİ FAALİYETLERİ 839
YURTDIŞI FAALİYETLERİ 1010
FİNANS KAYNAKLARI 870
FETHULLAH’TAN İNCİLER 1031
AÇILAN DAVALAR 927
BASINDA GÜLEN 817
FEM ANILARI 1900
FETHULLAH ŞİFRELERİ 1670
FETULLAH CEMAATİ RAPORU 1358
FETHULLAH GÜLEN’DEN MÜRİTLERİNE DAYAK… 920
İŞTE FETHULLAH GÜLEN’İN SÖZLERİNİN GİZLİ KODLARI! 835
AYETULLAH GÜLEN OLUR MU?

Yazı kategorisi: Fethullahcılık | » yorum bırak;